
5–15 Mayıs 2026’da Fetih Müzesi’nde, Harun Arı ve öğrencileri olarak; yıllar boyu Yalova’dan kalkan 06.15 vapuruyla başlayan o yolculuğu, bu kez renklerle anlatıyoruz.
Her şey, sabahın ilk ışığında denize değen bir hayal gibi başlardı…
Henüz şehir uyanmadan, martıların sesine karışan umutlarla vapura binerdik.
Denizin üzerinde süzülen o ince ışık, sanki bize başka bir dünyanın kapısını aralardı.
İstanbul’a vardığımızda, zaman biraz daha hızlı, sokaklar biraz daha kalabalık, hayat biraz daha derin akardı.
Biz o kalabalığın içinde kaybolurken, aslında kendimizi bulurduk.
Ama en çok da dönüşler güzeldi…
Biz İstanbul’u en çok Bursa’ya dönüşünde severdik.
Akşamüstü, günün yorgunluğunu omuzlarımızdan bırakarak yeniden denize açıldığımız o saatler…
Güneş yavaşça suya inerken, içimizde biriken her şey renklere dönüşürdü.
Ve sonra Bursa…
Uludağ’ın gölgesinde, zamana direnen bir sükûnet gibi…
Gösterişsiz ama derin, sessiz ama güçlü…
İnsanı kendine yaklaştıran, kalbini yavaşlatan bir şehir… Her dönüşte bizi sadece karşılamayan, bizi yeniden tamamlayan…
İşte bu sergi;
İki şehir arasında gidip gelen bir kalbin, zamana tutunmuş hatıraların ve içimizde büyüyen o derin bağın hikâyesidir.
Bursa’dan İstanbul’a uzanan bu yolculukta biraz masal, biraz gerçek, ama en çok da ait olduğumuz yer var.