
Osman Gürçay Özel Haber
Tavuk üreticilerinin tekelleşme, fiyatları ortak belirleme ve ticari rekabeti oradan kaldırma iddiaları nedeniyle ifadeye çağrılması, şirketlerin idaresine kayyım atanması tartışmalara yol açtı.
Tavukçular biz masumuz derken, devletin yürüyen bir zincire çomak soktuğu iddialarını da ben anlamsız buluyorum.
Bir yılda iki katına ulaşan beyaz et fiyatlarındaki tırmanış bütün enflasyon ve makul ticari hesapların üzerinde olduğu gerçeğinde anlaşalım.
Rekabet Kurulunun yaptığı tespitlerle sektör paydaşlarına 3 milyar liranın üzerinde ceza yazdığı gerçeğini unutmayalım.
Firmaların tekelleşmeden doğan kârlarının yanında ceza devede kulak kalırsa, bu iş kurtlar vadisinin sahnesindeki gibi sigara yasağının uygulandığı adliyede iki sigara cezasını peşin ödeyip tüttürmeye benzer.
Kırmızı et fiyatları kontrol edilemezken, beyaz ette de ballı kârın keyfini sektör, ceremesini halk çeker.
Kontrolsuz enflasyon her türlü ahlaksızlığa kılıf yaratır...
Sektör tribünlere oynayarak, sosyal sorumluluk projelerine bu kârdan bütçe ayırması taammüden işlenen kusuru ortadan kaldırmaz.
Tekelleşme ticari ahlak yoksunluğu olduğu için buna karşı önlem olarak Rekabet Kurulu vardır.
Tekstil reel enflasyon oranında bile artmayan döviz baskılanması, enflasyonun yarattığı maliyet artışları nedeniyle rekabet şansını zorlaması, devletin üvey evlat muamelesine rağmen ayakta durmaya çalışmaktadır.
Beyaz ette öngörülen tehlikeye karşı ihracat yasağı getirilmesine karşı, sektörün tekelleşerek cevap vermesi ahlaki ve masum mudur?
Bu operasyon, devletin herhangi bir kuruma ve şahsa karşı yaptığı işlem değil, sektöre bu köyde değnek var demesidir.
Sektör incelemesi devam ederken gözaltıların ve kayyum kararlarının kalkmasını masumiyet karinesi gereği devletin şefkati olarak görüyorum ve işleyen sistemi tedirgin etmemesi adına olumlu karşılıyorum.
Beyaz et fiyatlarında son günlerdeki fiyat düşüşlerinin tesadüf olmadığına eminim…