Bir şehir düşünün…
Tarih ona ağırbaşlılığı öğretmiş, zaman ona sabrı miras bırakmış. Sonra bir gün, acele etmeyi marifet sanmış. Bursa, bugün tam da bu çelişkinin ortasında duruyor.
Dünün Bursa’sı, sadece Osmanlı’nın ilk başkenti değildi.
Aynı zamanda ölçünün, dengenin, insan ölçeğinin şehriydi.
Evler yükseklikle değil, komşulukla yarışırdı.
Sokaklar dar ama nefes aldırırdı.
Çınar ağaçları, sadece gölge değil; hafıza sunardı.
Ulu Cami’nin avlusunda vakit yavaşlar, Koza Han’da ticaret bile bir edep içinde yapılırdı.
Bursa, büyürdü ama taşkınlık yapmazdı.
Bugüne gelince…
Ne yazık ki karşımızda başka bir Bursa var.
Betonun gölgesinde kalan tarih, plansızlığın altında ezilen yeşil, trafikle tükenen sabır…
Şehrin silueti artık minarelerle değil, vinçlerle çiziliyor.
Bir zamanlar ovaya bakıp huzur bulan gözler, şimdi aynı noktadan gri duvarlara bakıyor.
Sorulması gereken soru şu: Bursa büyüdü mü, yoksa sadece şişti mi?
Sanayi elbette gerekliydi.
İstihdam, üretim, kalkınma elbette önemliydi.
Ama Bursa’da kalkınma çoğu zaman “ne pahasına olursa olsun” anlayışıyla yürüdü.
Tarım alanları imara açıldı, tarihi mahalleler kimliğini kaybetti, plansız göç şehrin dokusunu zorladı.
Şehir yönetimleri “gelecek” derken, geçmişi hep ikinci plana itti.
Oysa geçmişini yok sayan şehirlerin geleceği sağlam olmaz ki!
En acısı da şu:
Bursa hâlâ güzel bir şehir ama yorgun.
İnsanları aceleci, yolları sabırsız, havası ağır.
Eskiden Uludağ’dan gelen serinlik, şimdi egzozla karışıyor.
Eskiden mahallelerde selam vardı, şimdi apartmanlarda sessizlik.
Bursa, kalabalıklaştıkça yalnızlaştı.
Bu yazı bir nostalji yazısı değil.
Kimse Bursa’nın müze şehir olmasını istemiyor.
Ama modernleşme, ruh kaybı demek zorunda değil.
Mesele gökdelen yapmak değil; mesele o gökdelenin gölgesinde neyi kaybettiğini fark edebilmek.
Bursa, geçmişini vitrine koyup fotoğraf çektiren bir şehir olmamalı.
O geçmiş, yaşayan bir değer olarak korunmalı.
Bursa bugün bir yol ayrımında. Ya hatalarından ders alacak ya da “oldu bitti”lerle kimliğini biraz daha aşındıracak.
Bu şehir hâlâ kurtarılabilir.
Ama bunun için önce şunu kabul etmek gerekiyor:
Bursa’ya yapılan en büyük kötülük, onu sevmek değil; onu yanlış sevmek oldu.