SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

ÖMER SEYFETTİN - RAGIP ŞEVKİ YEŞİM 

Yazının Giriş Tarihi: 13.09.2026 07:16
Yazının Güncellenme Tarihi: 13.09.2026 07:21

Geçen yazımda 1939 yılından 1001 roman dergisinde Ömer Seyfettin’in TEKETEK isimli hikayesine rastladığımı belirtmiş ve Ömer Seyfettinin acıklı hayat yolculuğunu da anlatmıştım.

Hikayenin yararlandığım kısmını aşağıya alıyorum.

Bosna Beyi ile Semendire Beyi'nin askerleri işte kaç haftadır "Yayçe"'yi sarmışlar, kumandanlarının gelmesini bekliyorlardı.

Dinmez yağmurların, çılgın fırtınaların döve döve yosunlattığı tekir duvarlı büyük kale, kuvvetine emindi.

Ne kapısında, ne bedenlerinde kimse görünmüyordu.

Burçlarında sallanan bayraklar olmasa, bomboş bir kaya yığını sanılacaktı.

İki ot atımı ötede kurulu beyaz çadırların önünde, yere serili siyah kebelere oturmuş genç voyvodalar ihtiyar bir zâbitin anlattıklarını dinliyorlardı

— Benim büyük babam burada şehit oldu, dedi.

— Geçen sefer sarıldığı zaman mı?

— Ne geçen seferi?

Burada ihtiyar zabit aradaki kısımları anlatır, akıncılara bilgi verir ve o ana gelir.

. Cem, muharebe için yaratılmıştı. Geçen muhasarada, bir gün, yine işte buracıkta oturmuş, yoldaşlarla sohbet ediyorduk. Cem dedi ki: "Benim canım sıkılıyor. Vuruşmak istiyorum." Sonra: "Haydi gelin, düşmanın başmuharibini teke tek kavgaya çağırayım. Kabul ederse eğleniriz." dedi. Ben, maksat, kendi gücümüzü, kuvvetimizi, göstermek olmadığını söyledim. Meramımız hep birden kaleyi almaktı. Vazgeçirmeye çalıştım. Lafımı dinletemedim. Kalktık. Arkasından gittik. Kaleye yaklaşınca, Cem atını oynatarak: "İçinizden kendine güvenen varsa işte meydan.. Teke tek dövüşelim." diye haykırdı. Kaleden "Var, var" diye bağırdılar. Biraz sonra kalenin kapısı açıldı. Bir atlı çıktı.

Bu muhafızların kumandanı "Blas Şeri" idi. Tepeden tırnağa kadar zırhlar giymişti.

Atı da zırhlıydı.

Cem kılıcını çekmedi.

Mızrağı sallıyordu.

Birbirlerine hücuma başladılar.

— Blas Şeri ne kullanıyordu?

— Kılıç...

— Mızrağa karşı kılıç olur mu?

— O vakit biz de buna şaştık. Bu adam gayet iri, gayet kuvvetli bir muharipti. Ama Cem ondan daha iri, daha genç, daha çevikti.

— Cem'in zırhı yok muydu?

— Vardı. Ama yalnız göğsünde... Berabere kalacaklardı. Bu esnada nasıl oldu göremedik. Çat etti, Cem'in mızrağı kırıldı. Kılıcına davranmaya meydan kalmadı. Blas Şeri, dizine öyle bir kılıç indirdi ki...

— .. Oh, nasıl söyleyeyim. O anda sol bacağı, mahmuzu ile, çizmesi ile beraber yere düştü. Biz koştuk. Atın başını tuttuk. Kendisini aşağı aldık. Blas Şeri "hurrâ, hurrâ" diye kendisini alkışlayan kaleye girdi.

Yıllar sonraki bu muhasarada, Dinleyenlerden biri, kale önündeki akıncılardan Kasım Voyvoda, ortaya çıkar, teketek dövüşmek için bir düşman ister. Jan Hobordanski adında dev gibi bir düşman askeri çıkar, yapılan dövüş efsanevi bir dövüştür.

Okurlarım isterlerse bunu tekekek isimli hikayeden okurlar.

Kasım Voyvoda Jan Hobordanski'yi bir daha savaşamayacak hale sokarak yener.

Neden bunları yazdım?

Bugünlerde 1939 yılından 1001 roman mecmuasını bulmuş ve burada BEYAZ ATLI SİPAHİ isimli romanla karşılaşmıştım.

Roman, Mohaç savaşı sırasında geçiyor ve Sipahi Cem, Kanuninin yanında savaşıyordu.

İşte bu Cem, Ömer Seyfettinin yukarıdaki kitabındaki Cem idi.

Çook enteresan geldi bana.

İlk defa 1920 yılında vefat eden Ömer Seyfettinin bir hikayesi 1939 yılında roman olarak devam ediyordu.

Ne diyelim?

Türk tarihinin şanlı günleri idi bu anlatılanlar.

Yazar, Ragıp Şevki Yeşim. Eser Beyaz Atlı Sipahi adlı bir romandı.

Ragıp Şevki Yeşim, 1910 yılında doğmuş, 1971 yılında vefat etmiş olan özellikle tarihi romanlar yazmış bir yazarımız idi.

Yukarıda da belirttiğim gibi bir eserinde Ömer Seyfettinin Teketek isimli eseri ile bağlantı kurarak BEYAZ ATLI SİPAHİ isimli romanını 1939 yılında haftalık bir dergide yayınlamış okurlarına sunmuştur.

BEYAZ ATLI SİPAHİ romanında Akıncı Cem, Ömer Seyfettinin eserinde olduğu gibi Blas Şeri ile teketek dövüşüyor ve bacağından yaralanarak dövüşü kaybediyor.

Bacağı daha sonra iyileşen Cem, bu romanda (Beyaz Atlı Sipahi) Kanuni devrine ve Mohaç'a odaklanmasına rağmen, anlatının merkezinde Sipahi Cem ve âşık olduğu yabancı kadınlarla olan maceraları vardır.

Bu yazımda, Cumhuriyetin ilk 15-20 yılında yazılan romanlardan biri ile bu romanın yazılmasına fikir veren bir hikayeyi ele aldım, ne kadar güzel bir tesadüf veya bilerek yazılmış bir roman olduğunu işlemeye çalıştım.

Ben, 1920-1940 yılları arasındaki roman, hikaye ve yayınlara bir şekilde ulaştığımda her zaman yeni, yepyeni olaylarla karşılaştım.

Bu sebeple yazılarımda bunları siz sevgili okurlarıma sunmak istedim.

Özellikle yakın tarihimizin bu dönemini okurlarımın veya araştırmacıların çok yakından araştırmasını, incelemesini, bu devre ait araştırma, roman ve hikayelerin artmasını, Cumhuriyetin ilk çeyrek yüzyılının yakından tanınmasını şiddetle tavsiye ediyorum.

Yazılarımla bir iki kişinin bu yolda çalışmasını sağlarsam ne mutlu bana.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.