Uludağ Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi’nin UNPA’sında patatese tuz sallamayalı on yıldan fazla oldu.
Zaman tuzu aldı götürdü belki ama bazı tatlar yerinde kaldı.
Üniversite hayatım fizik bölümüyle başladı.
Zordu...
Sınavlara 7 kez defter tekrarı yapmadan girmezdim.
Elektromanyetik teori dersinden tek seferde geçmemin sebebi de buydu:
Maxwell denklemleri ne kadar karmaşık olursa olsun, yeterince tekrar edince evren bir noktada “tamam” der.
Ama Suriye öyle değil. Suriye’yi yedi kez tekrar etsem, her seferinde tarafları defterin başka bir köşesine yazardım.
Aynı konu, aynı başlık; ama sonuç hep farklı.
Şimdi gelin zihinsel bir deney yapalım.
Diyelim ki üniversitedeyiz ve önümüzde bir ders var: “Suriye Problemi – Diferansiyel Denklemler Yaklaşımı.”
Hoca sınıfa giriyor ve daha ilk cümlede uyarıyor: “Bu dersin kapalı form çözümü yoktur.”
Başlangıç Koşulları: En Masum Yalan
Diferansiyel denklemlerde her şey başlangıç koşullarıyla başlar.
Suriye için başlangıç koşulu 2011’dir.
“Halk ayaklandı, rejim çöker” varsayımı, tahtaya tebeşirle yazılmış ilk sade denklem gibiydi.
Lineerdi, okunabilirdi, hatta umut vericiydi. Türkiye de bu denklemin başında “komşu, arabulucu, reform çağrıcısı” parametresiyle yerini aldı.
Ama sorun şuydu: Denklem lineer değildi. Biz onu lineer sandık.
Sisteme Yeni Terimler Ekleniyor
Bir süre sonra denkleme yeni terimler eklendi.
Bir terim DEAŞ oldu, biri YPG, biri İran, biri Rusya, biri ABD.
Denklem artık ikinci dereceden değil, yüksek dereceden, bağlı, gecikmeli bir diferansiyel denklemdi.
Üstelik her terim, diğerinin katsayısını değiştiriyordu.
Fizikte buna “geri besleme” deriz. Suriye’de ise geri besleme, krizin kendini beslemesi anlamına geldi.
Türkiye her sınır ihlalinde denklemi yeniden yazdı. Ama her yeniden yazımda sistem biraz daha kaotik hale geldi.
Kaos Teorisi Aşaması
Bir noktadan sonra hocanın tahtaya şunu yazdığını hayal edin:
“Bu sistem kaotiktir. Başlangıç koşullarına aşırı duyarlıdır.”
Yani bugün attığınız küçük bir adım, yarın bambaşka bir sonuç doğurur. Bir bölgede atılan bir roket, başka bir başkentte masa devirebilir. Türkiye açısından bu, sınır güvenliğiyle başlayıp göç, ekonomi, diplomasi ve iç siyasetle devam eden bir çok değişkenli kaos demekti.
İşte burada Suriye, klasik diferansiyel denklem olmaktan çıkıp Lorenz sistemi gibi davranmaya başladı: Kelebek kanadını Halep’te çırpıyor, fırtına Ankara’da kopuyordu.
Analitik Çözüm Yok, Sayısal Yaklaşım Var
Normalde fizikçi burada analitik çözümü zorlar. Ama hoca baştan söylemişti: “Kapalı çözüm yok.”
Türkiye de tam bu noktada teoriyi bırakıp sayısal yöntemlere geçti.
Sahaya inilmesi, askerî operasyonlar, güvenli bölge denemeleri…
Bunların hepsi “adım adım ilerleyelim, sonucu gözleyelim” yaklaşımıydı.
Bu, diferansiyel denklemde Euler yöntemiyle çözüm aramaya benzer: Mükemmel değildir ama eldeki tek seçenektir.
Sınav Sorusu: Kararlılık Analizi
Dersin finalinde klasik soru gelir: “Sistem kararlı mı?”
Suriye için cevap hâlâ muallak. Küçük bir dış etki sistemi yeniden salınıma sokabiliyor.
Türkiye’nin tüm çabası, bu denklemi en azından sınırları içinde kararlı tutmak..
Son olarak
Elektromanyetik teoride evren, ne kadar karmaşık olursa olsun, aynı denklemleri tekrar eder. Suriye ise her tekrar ettiğinizde denklem değiştiriyor. O yüzden defteri yedi kez okumak yetmiyor; çünkü mesele ezber değil, kaosla yaşamak.
Belki de Suriye, bize şunu öğretti: Bazı problemler çözülmez.
Sadece kontrol altında tutulur.
Fizikte buna başarısızlık demeyiz.
Buna, gerçek dünya deriz.