SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

İnsanlığın Fotoğraflar ile Sınavı

Yazının Giriş Tarihi: 11.04.2026 07:51
Yazının Güncellenme Tarihi: 11.04.2026 08:08

Bazı fotoğraflar vardır; yorum istemez, tarafını kendi seçer.

Bu kare de öyle.

Ortada silahlı, organize, korunaklı bir güç var.

Karşısında ise savunmasız, yaralı, yalnızlaştırılmış bir insan.

Sonra bunun üstüne bir siyasi lider çıkıp, bu tabloyu üreten yapıya “dünyanın en ahlaklı ordusu” diyor.

İşte tam burada mesele sadece bir görüntü olmaktan çıkıyor; vicdan, hukuk ve insanlık sınavına dönüşüyor.

Peki böyle bir resim ve böyle bir söylem karşısında ne yapmalıyız?

Önce şunu yapmalıyız...

Normalleştirmemeliyiz.

Çağımızın en büyük felaketi, kötülüğün alışkanlığa dönüşmesidir.

Her gün biraz daha fazla şiddet görüp, her gün biraz daha az sarsılmak…

İşte en tehlikeli çürüme budur.

Bir insanın aşağılanmasını, bir halkın kuşatılmasını, sivillerin korku içinde yaşamasını “bölgenin gerçeği” diye kabullenemeyiz.

Çünkü zulüm tekrarlandıkça sıradanlaşır; sıradanlaştıkça da kalıcı hale gelir.

İkinci olarak, hakikatin dilini savunmalıyız.

Bir vahşete “güvenlik”, bir işgale “savunma”, bir aşağılamaya “ahlak” denildiğinde ilk görevimiz kelimeleri kurtarmaktır.

Dil bozulduğunda vicdan da bozulur.

Bu yüzden gördüğümüz şeye doğru adını vermeliyiz.

Sivile yönelik şiddet, sivile yönelik şiddettir.

Aşağılama, aşağılamadır.

Orantısız güç, orantısız güçtür.

Güçlünün sözlüğünü ezberlemek değil, gerçeğin adını korumak gerekir.

Üçüncüsü, duygusal tepkiyi ahlaki sorumluluğa çevirmeliyiz.

Sosyal medyada bir fotoğraf paylaşıp öfkelenmek insanidir; ama yetmez.

Tepki dediğimiz şey, hafızaya dönüşmeli. Hafıza ise tutuma....

Bugün gördüğümüz bir haksızlığı yarın unutuyorsak, aslında sadece anlık vicdan rahatlatıyoruz.

Oysa yapılması gereken; bu meseleye dair tutarlı bir ahlaki çizgi geliştirmektir.

Kimden gelirse gelsin, sivile yönelen zulme karşı aynı netlikte durabilmek gerekir.

Dördüncü olarak, hukuku hatırlatmalıyız.

Çünkü güç karşısında sadece öfke yetmez; ilke gerekir.

Uluslararası hukuk, insan hakları, savaş hukuku, sivil korunması gibi kavramlar süslü metinler olsun diye yok.

Eğer bir dünya düzeni olacaksa, en çok da böylesi anlarda işlemesi gerekir.

“Ben güçlüyüm, o yüzden haklıyım” anlayışı, barbarlığın modern cümlesidir.

Buna karşı yapılacak şey, hukukun seçici değil evrensel olduğunu ısrarla savunmaktır.

Beşinci olarak, çifte standardı reddetmeliyiz.

Aynı görüntü başka bir ülkede, başka bir ordunun elinden çıksa dünya ayağa kalkacaksa; burada da aynı ilke geçerli olmalı.

İnsan hakları coğrafyaya göre değişmez.

Çocukların korkusu, annelerin gözyaşı, yaralı bir insanın çaresizliği; bunların milliyeti yoktur.

Acıyı kendi siyasetine göre sınıflandıran herkes, insanlıktan eksiltir.

Altıncı olarak, sessiz kalmamalıyız.

Sessizlik her zaman tarafsızlık değildir.

Çoğu zaman güçlüden yana konforlu bir sığınaktır.

Herkes siyasetçi olmak zorunda değil.

Herkes meydanlarda olmak zorunda da değil.

Ama herkes en azından doğru yerde durmak zorunda.

Bir cümleyle, bir yazıyla, bir vicdan tavrıyla, bir itirazla…

Çünkü tarihin en karanlık dönemleri, sadece zalimlerin cesaretinden değil, iyi insanların suskunluğundan da güç aldı.

Yedinci olarak, öfkeyi nefrete değil, insanlığa yönlendirmeliyiz.

Böyle görüntüler karşısında insanın içi sertleşiyor.

Ama bizi ayakta tutacak olan şey, kör nefret değil; adalet duygusudur.

Bir halkın acısını savunmak, başka bir halktan nefret etmek değildir.

Bir zulme karşı çıkmak, kimlik düşmanlığı yapmak değildir.

Tam tersine, mesele tam da budur: İnsanları topluca düşmanlaştırmadan, zulmü net biçimde mahkûm edebilmek.

Ahlaki üstünlük, işte burada başlar.

Ve son olarak; Unutmamalıyız.

Çünkü bazı görüntüler sadece bugünü anlatmaz; gelecekte kimin insan kaldığını da gösterir.

Yıllar sonra dönüp bu zamana bakıldığında insanlar şunu soracak: “Bu olanları gördüğünüzde ne yaptınız?

İşte herkes kendi cevabını bugünden hazırlıyor.

Kimi sustu diye hatırlanacak, kimi savundu diye....

Kimi propaganda tekrar etti diye, kimi hakikatin yanında durdu diye.

Bu fotoğraf karşısında yapmamız gereken şey aslında çok açık:

Zulmü adıyla çağırmak.

Onu meşrulaştıran dili reddetmek.

Hukuku ve vicdanı aynı cümlede savunmak.

Ve insanlığın, güçlünün ağzından değil, mağdurun gözünden de okunabileceğini unutmamak.

Çünkü bazen bir fotoğraf, bir çağın aynasıdır.

O aynaya bakıp hâlâ hiçbir şey yapmamak ise artık bilgisizlik değil, tercihtir.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.