SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

Çıkıp Çıkıp Gezelim; Tarihin Tanığı Değil, Tanıdığı Olalım

Yazının Giriş Tarihi: 17.06.2026 10:38
Yazının Güncellenme Tarihi: 17.06.2026 10:52

Bazı yolculuklar vardır; sadece gidilen yerle değil, yolun kendisiyle de anlam kazanır.

Cumartesi sabahı Bursa’dan Assos’a doğru çıktığımızda, aslında sıradan bir hafta sonu gezisine başladığımızı sanıyorduk.

Fakat yol boyunca gördüğümüz manzara, daha ilk dakikalardan itibaren bu seyahatin başka bir hikâyesi olacağını fısıldadı.

Yaz aylarında çoğu zaman kuru gördüğümüz dere yataklarının aktığına şahit olduk.

Kurumuş sandığımız nehirlerin yeniden canlanması, insana tabiatın hafızasını hatırlatıyor.

Toprak unutmaz.

Dağ unutmaz.

Su, vaktini bekler ve günü geldiğinde yeniden yatağını bulur.

Biz de o akan suların izinde, tarihin yatağını bulduğu Assos’a doğru ilerledik.

Assos’a vardığımızda bizi karşılayan şey sadece güzel bir manzara değildi.

Orada insan, taşın dile geldiğini hissediyor.

Behramkale’nin tepesinde, Ege’ye ve Midilli’ye bakan o antik kent, binlerce yıldır aynı ufka bakan medeniyetlerin sessiz şahidi gibi duruyor.

Athena Tapınağı’nın kalıntıları arasında yürürken, insan sadece eski taşların arasında dolaşmıyor; aynı zamanda Ege’nin, Anadolu’nun ve insanlık tarihinin derin hafızasında geziniyor.

Assos, sıradan bir antik kent değil. Burası ticaretin, felsefenin, inancın, savaşın ve denizin kesiştiği bir yer.

Bir yanda antik liman, bir yanda surlar, agora, tiyatro ve nekropol; diğer yanda Osmanlı’nın izini taşıyan Hüdavendigar Camii…

Bu topraklarda tarih tek katmanlı değil.

Her dönemin üzerine bir başka dönem oturmuş.

Antik dünyanın taşları arasında Osmanlı’nın vakur sessizliği yükselmiş.

Hüdavendigar Camii’nde gördüğümüz gemi tasviri de bu yüzden tesadüf değil. Assos bir liman kentiydi.

Deniz, bu coğrafyanın hem ekmeği hem kaderiydi.

Caminin duvarındaki o gemi resmi, sadece bir süsleme değil; denizin, ticaretin, seferlerin ve bölge insanının hafızasının duvara kazınmış hâliydi.

İnsan bakınca şunu düşünüyor: Bazen tarih kitaplarda değil, bir cami duvarındaki solmuş çizgide saklıdır.

Assos’un manzarası ise ayrı bir alem...

O tepeden denize bakarken insanın içi genişliyor.

Önünde tarih, karşında Midilli, altında Ege, arkanda Kaz Dağları…

Orada rüzgâr bile başka esiyor.

Sanki sadece yüzüne değil, zihnine de çarpıyor. Belki de bu yüzden filozoflar bu topraklarda düşünmüş, şehirler bu tepelerde kurulmuş, insanlar bu manzaraya bakarak hem dünyayı hem kendini anlamaya çalışmış.

Akşam olduğunda rotamız Ezine’ye döndü.

Assos’un tarihî ve turistik yoğunluğundan sonra Ezine bize daha sakin, daha yerel, daha Anadolu kokan bir yüzünü gösterdi. Sakin bir şehir, sade bir gece, kendi hâlinde insanlar…

Sabah olduğunda ise ayrı bir güzellik vardı. Herkes namaza kalkmıştı.

O sabahın dinginliği, ardından gelen Türkiye maçı heyecanıyla birleşti.

Maçın sonucu istediğimiz gibi olmadı.

Türkiye’nin Avustralya karşısında aldığı yenilgi, içimizde burukluk bıraktı.

Fakat futbol bazen sadece skor değildir.

O sabah, namazdan sonra bir araya gelip millî takımı izlemek, aynı heyecanı paylaşmak, aynı hayal kırıklığını yaşamak da memleket duygusunun bir parçasıydı.

Sahada eksiklerimiz vardı; bitiricilikte, savunma disiplininde ve oyunun kritik anlarını yönetmekte sıkıntı yaşadık. Topa sahip olmak başka, maçı kazanacak aklı ve soğukkanlılığı göstermek başka bir şey. Avustralya daha disiplinliydi; biz ise istediğimiz oyunu sonuca çeviremedik.

Ama yine de o sabahın ruhu güzeldi.

Çünkü bazen mağlubiyet bile insanları aynı sofrada, aynı ekranda, aynı duyguda buluşturur.

Sonra Bozcaada’ya geçtik.

Assos’ta taş ve tarih konuşuyorsa, Bozcaada’da rüzgâr konuşuyor.

Antik adıyla Tenedos olan bu ada, sadece güzel sokakları, bağları ve deniziyle değil; Çanakkale Boğazı’nın kapısındaki stratejik konumuyla da tarih boyunca önemli olmuş.

Venedikliler, Osmanlılar, denizciler, tüccarlar, askerler…

Herkes bu adaya bir iz bırakmış.

Bozcaada Kalesi’ne bakınca ada tarihinin sadece tatilden ibaret olmadığını anlıyorsun.

Burası Ege’nin ortasında romantik bir ada olduğu kadar, boğazı gözetleyen bir tarih nöbetçisi.

Rüzgârı sert, sokakları sakin, geçmişi derin bir yer. Üzüm bağlarıyla, taş evleriyle, denize açılan sokaklarıyla insana hem huzur hem de zamanın geçiciliğini hissettiriyor.

Bu hafta sonu yolculuğu bana şunu düşündürdü: Biz çoğu zaman gezdiğimiz yerleri sadece görüp geçiyoruz.

Oysa biraz dikkatle bakınca, bir derenin yeniden akışında tabiatın sabrını; Assos’un taşlarında medeniyetlerin izini; Ezine sabahında memleketin sade ruhunu; Bozcaada’nın rüzgârında ise tarihin denize karışan sesini duyabiliyoruz.

Bursa’dan çıkıp Assos’a, Ezine’den Bozcaada’ya uzanan bu yolculuk sadece bir gezi değildi. Akan derelerle başlayan, antik taşlarla derinleşen, sabah namazı ve millî maçla bugüne bağlanan, Bozcaada’nın rüzgârıyla hafızaya kazınan bir yol hikâyesiydi.

Bazen insan uzaklara gitmez; aslında kendi toprağının hafızasına doğru yol alır. İnsan şunu hissediyor:

Bu topraklarda her taşın bir devri, her manzaranın bir sahibi olmuş.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.