6 Şubat sabahı yer sarsıldı.
Ama asıl çöken şey beton değil, yüzleşmekten kaçtığımız gerçeklerdi.
Deprem bir doğa olayıydı.
Ölüm ise değil.
Çünkü doğa öldürmez.
İhmal öldürür.
Açgözlülük öldürür.
“Bir şey olmaz” kültürü öldürür.
Herkes şimdi “kader” diyor.
Ama herkes yıllardır şunları söylüyordu...
“Bu bina sağlam.”
“İmar affı bir kereden bir şey yapmaz.”
“Müteahhit tanıdık.”
“Denetim mi?
Gerek yok.”
6 Şubat’ta enkazın altında kalan sadece insanlar değildi.
Vicdanımız da oradaydı.
Sorumluluk da.
Hesap sorma ihtiyacı da.
Ama sonra ne oldu?
Bir süre ağladık.
Bir süre paylaştık.
Bir süre “unutmayacağız” dedik.
Sonra unuttuk.
Çünkü bu ülkede acı bile geçici.
Çünkü gündem değişince vicdan da değişiyor.
Çünkü enkaz kaldırılıyor ama neden olduğu asla kazınmıyor.
Enkazdan çıkarılan her cansız beden şunu söylüyordu aslında:
“Ben ölmedim. Beni öldürdünüz.”
Ama bu cümle fazla ağır geldi.
O yüzden sessizce “Allah rahmet eylesin” deyip geçtik.
Sorumlusu olanı değil, konuşanı suçladık.
Hatırlatanı değil, unutanı ödüllendirdik.
Bugün hâlâ aynı sorular soruluyor:
“Deprem ne zaman olur?”
Yanlış soru....
Bir sonraki depremde yine kimi kurban edeceğiz?
Doğru soru...
Çünkü önlem almıyorsak,
Çünkü hesap sormuyorsak,
Çünkü aynı insanlara aynı yetkileri veriyorsak,
Biz felaketi beklemiyoruz.
Biz felaketi hazırlıyoruz.
Bu yazı canını sıktıysa iyi.
Çünkü 6 Şubat bir yas günü değil sadece.
Bir utanç günüdür.
Ve utanç, unutuldukça büyür.
Şimdi kendine dürüstçe sor:
6 Şubat’tan sonra gerçekten ne değişti?
8 Şubat 2023 de ben Osman Gürçay üstad ile birlikte OTTOMAN ve Gönül dostlarının organizasyonu sonucu gerçekleşen iki TIR dolusu gıda 3 destek aracı ile Hatay/Defne de idim..
Ve gerçekler bir tokat gibi yüzümde patladı...
Cevap sessizlikse…
İşte en korkutucu artçı o.