40 bin insan bir araya geliyor.
Aynı anda bağırıyor.
Aynı anda umut ediyor.
Aynı anda bir enerji üretiyor.
Buna modern sosyoloji “kolektif bilinç” der.
Şaman geleneği ise “ruh çağırma”.
Stadyum dediğiniz şey modern zaman mabedidir.
Marşlar modern ilahidir.
Meşaleler modern ateştir.
Ve o ateş, bir spor başarısından fazlasını simgeler: Hafızayı.
Anlayan, anladı…
Dün akşam tiyatroya gittik eşimle,
“Alevli Günler”. Erkan Can, Güven Kıraç, Levent Ülgen ve Bahtiyar Engin oynuyor. Çocukluğundan beri ayrılmamış üç arkadaş, biri mahallenin kasabı, biri muhasebeci, biri de Türk kültürü profesörü olmuş üç kafadar...
İçlerinden biri kötü hastalığa yakalanınca, inancı gereği öldüğünde gömülmek değil yakılmak ister ve farklı olana yaşam hakkı vermeyen düzenle karşı karşıya gelirler. Başvurdukları her yerde başka komediler yaşar, her türden anlaşmazlık ve anlayışsızlıklarla karşılaşır, bizi ağlanacak hallerine güldürürler…
Profesör tengrist inancına sahip, kendini şaman diye nitelendiriyor ve daha öncede belirttiğim gibi öldüğünde gömülmek istemiyor. Yakılmak istiyor.
Ve o cümle…
“Ben öldüğümde yanacağım. Ama siz de sonra yanacaksınız.”
Bu söz kulağa ölümle ilgili gibi geliyor ama aslında hayata dair.
Hatta düzene dair.
Çünkü bazı toplumlar toprağa gömer.
Bazıları ateşle uğurlar.
Bazıları ise insanı yaşarken yakar.
İslambol mu, Tengristan mı ?
Bu soru basit bir isim tartışması değil. Bir zihniyet sorgusu.
İslambol dediğinde merkez vardır.
Hiyerarşi vardır.
Emir-komuta vardır.
Yukarıdan aşağıya akan bir düzen vardır.
Tengristan dediğinde ise gök vardır.
Döngü vardır.
Doğa ile uyum vardır.
Yukarıdan emir değil, yukarıya yöneliş vardır.
Aradaki fark ince ama hayati.
Biri itaati önceleyebilir.
Diğeri özgürlüğü hatırlatır.
Ve bugün bu topraklarda iki damar hâlâ birlikte akıyor.
“Bugün Git Yarın Gel” ve Donmuş Zaman
Tiyatroda memurlar eleştiriliyordu. O tanıdık cümle:
“Bugün git, yarın gel.”
Bu söz sıradan bir bürokratik gecikme değil. Bu bir zihniyet kodu.
Bu sözle birlikte zaman donar.
İnsan küçülür.
Hareket askıya alınır.
Oysa şaman kozmolojisinde zaman döngüdür.
Akıştır.
Dönüşümdür.
Bizde ise çoğu kurumda zaman bir bekleme salonudur.
Dosyalar eskir. İnsanlar yaşlanır. Umutlar yıpranır.
Toprağa gömülmek belki ölümde olur ama sistem insanı hayattayken gömmeyi başarır.
İşte asıl yangın burada başlar.
Ateşin Metafiziği ve Eşitlik
Ateş korkutucudur çünkü eşitler.
Zengin de yanar.
Fakir de yanar.
Yetkili de yanar.
Vatandaş da yanar.
O yüzden ateşin metafiziği güçlüdür.
Ateş arındırır.
Geçiştir.
Dönüşümdür.
Kadim Türk inanç sisteminde ateş kutsaldır.
Ruh göğe yükselir.
Göğe, yani özgürlüğe...
Ve belki de bugün insanların bu tür ritüellere yönelmesinin nedeni, modern düzenin ruhu sıkıştırmasıdır.
İnsan kontrol edilmekten yorulduğunda göğe bakar.
Çünkü gök sınır tanımaz.
Asıl Soru: Nerede Yanıyoruz?
O tiyatrodaki adam “Ben yanacağım” derken cesurdu.
Çünkü seçiyordu.
Ama biz?
Biz çoğu zaman seçmeden yanıyoruz.
Ekonomik baskıda yanıyoruz.
Adaletsizlik hissinde yanıyoruz.
Bürokrasi duvarlarında yanıyoruz.
Gelecek kaygısında yanıyoruz.
Ve sonra ölüm geldiğinde ateşten korkmamız bekleniyor.
Oysa asıl korkutucu olan, yaşarken yavaş yavaş kül olmak.
Sonuç Yerine Bir Sorgu
İslambol mu?
Tengristan mı?
Belki bu şehir ikisi de...
Belki mesele isim değil.
Mesele şu:
Toprağa gömülmeyi kabullenen bir toplum mu olacağız,
Yoksa ateşten geçip dönüşmeyi mi seçeceğiz?
Bursaspor Stadı’ndaki ateş bir spor başarısının ötesinde şunu gösterdi:
Toplum hâlâ birlikte inanabiliyor.
Ve birlikte inanabilen bir toplum, bir gün birlikte dönüşebilir.
Ama önce şu soruya dürüst cevap vermek gerekiyor:
Biz gerçekten yanmaktan mı korkuyoruz,
Yoksa dönüşmekten mi?