Anayasa Mahkemesi’nin süresiz nafaka uygulamasını iptal etmesi, toplumda farklı sesleri beraberinde getirdi.
Bazı erkekler, “siz 3–5 ay süren bir evlilik sonrası 40 yıl nafaka ödemeyi nasıl izah edebilirsiniz?” diyerek kararı olumlu karşıladı.
Bazı kadınlar ise, “siz bir taraftan kadını çalışma hayatından uzaklaştıracak erkek egemen zihniyetle eve kapatmayı savunacaksınız, diğer taraftan hayatının en genç en dinamik on yıllarını erkeğine, çocuklarına ve evine adamış bir kadını kapının önüne koyabilmenin yasasını alkışlayacaksınız; bu nasıl bir adalet duygusudur ve nasıl düşüncedir?” sözleriyle karara karşı çıktı.
Bu gibi tartışmalar, nafaka sorununun ötesinde Türkiye’nin ve dünyanın içinde bulunduğu köklü dönüşümün aileler üzerine olumsuz etkisini hatırlatıyor
Türkiye, dünyanın en yüksek enflasyon oranına en uzun süre maruz kalan ülkelerden biri. Ülkemiz son 12 yılda mülteci akınıyla sosyokültürel ve demografik dengeleri sarsılmış, AB’nin ileri toplama kampına dönüşmüş bir ülke haline gelmiş durumda.
Buna ek olarak, dijital teknolojilerin ve otomasyon sistemlerinin olağanüstü hızla gelişmesi, kendi algoritmasını kendisi üreten yapay zekâya sahip robotların insansız fabrikalarda yaygınlaşmasıyla tüm dünyada ve ülkemizde işsizlik artıyor. Bilmeye ve bilgiye dayalı mesleklerin geleceği zorlanmaya başladı.
Yurt içi sorunları ve dijital teknolojik gelişimi evlilik ve boşanma süreçleri üzerinde derin etkilere sahiptir.
Ülkemizde bir yandan evlilik oranları düşerken boşanmalar artıyor; diğer yandan doğurganlık hızı 2001’de 2,38 iken 2025’te 1,42’ye geriledi.
Nüfusun dengede kalmasını sağlayan doğurganlık hızında kritik eşik olan 2,1’in altına düşen oran, nüfusun azalması, yaşlanması ve demografik yapının değişmesine neden olmaktadır.
Çok değil 20-30 yıl öncesine kadar evlilikler ömür boyu sürecek bir “kader birliği” olarak görülüyordu. Kadın ve erkek rollerinin net olduğu, ekonomik koşulların daha öngörülebilir olduğu bir dönemde aile kurumu toplumun temel taşıydı. Bugün ise bireysel özgürlüklerin öne çıktığı, ekonomik belirsizliklerin ve toplumsal dinamiklerin şekillendirdiği yeni bir düzen var.
Yüksek enflasyon, işsizlik ve yaşam maliyetlerindeki artış gençlerin evlilik kararlarını erteliyor; boşanma bir travma ötesinde bir özgürleşme olarak görülüyor. Bu köklü değişimin ekonomik karşılığı olarak Anayasa Mahkemesi’nin süresiz nafaka kararını iptal etmesi gibi hukuki düzenlemelerini de zorunlu kılabiliyor.
Süresiz nafaka, geçmişin toplumsal yapısında kadını ev içi emeğe hapseden bir güvenceydi. Bugün ise eğitimli ve ekonomik özgürlüğünü arayan kadınlar için özgürleşmenin önünde bir engel, erkekler içinse evlilikten kaçınma gerekçesi haline gelmiş durumda.
Yeni Bir Toplumsal Sözleşmeye Doğru
Nafaka tartışmalarını kadın-erkek çatışmasına sıkıştırmak yerine, toplumsal yeniden yapılanma ihtiyacının bir parçası olarak görmek gerekiyor.
Konuyla ilgili üzerine çalışılabilecek çözüm önerilerimdir.
1.Her Evlilik İçin Ayrı Protokol: Tek tip kalıplar yerine, her evliliğin kendi dinamiklerine uygun evlilik öncesi hukuki protokoller hazırlanabilir. Bu bağlayıcı belgeler gerekirse devletin ücretsiz profesyonel desteğiyle daha uygun bir zemine oturtulabilir. Protokol içeriği ve standardı konusunda devlet yönlendirici bazı kurallar geliştirebilir
2. Aile Danışmanlık Hizmeti Zorunlu Olmalı: Teşbihte hata olmaz; nasıl ki araç kullanmak için ehliyet kursu şartsa, evlilik ehliyeti için evlilik kursu zorunlu olmalıdır.
Bir öneri olarak toplamda 15-20 saat ve daha fazla süre danışmanlık eğitimi, “evlilik kursu” zorunlu hale gelmeli. Evlilik kursu haricinde eş seçimi, iletişim becerilerinin geliştirilmesi, sorun yönetimi ve psikolojik yardım gibi konularda profesyonel destek, bireylerin duygusal yüklerini hafifletir ve sağlıklı kararlar almalarını sağlar.
Avrupa’da 70 yılı aşkın süredir uygulanan aile danışmanlığı modeli, tıpkı Aile Hekimliği gibi Türkiye için de uyarlanabilir. Yani evlilik öncesi belli bir süre zorunlu eğitimle birlikte, evlilik sürecinde hep devrede olan Aile Danışmanlık hizmeti, sağlıklı aile ortamı ve sağlıklı nesil için olmazsa olmazdır.
Eş adayları önce kendisiyle tanışmalı, kendi duygusal kalıplarının, zihinsel yapısının ve dünyaya bakış açısının farkına varmalı yani kendisini seçebilir hale gelmesi için bir profesyonel yardım almalıdır. Bilinmelidir ki iyi bir eş olamayanların iyi birer anne baba olması ve kendisini seçemeyenin dengini (eşini) seçmesi zordur.
3. Nafaka Fonu: Boşanma sonrası ekonomik geçiş sürecini kolaylaştırmak için devlet destekli bir fon kurulmalı. Bu fon, özellikle dezavantajlı bireylerin mağduriyetini önleyecek şekilde yapılandırılmalı.
4. Gençlere Evlilik ve Aile Teşvikleri: İlk kez evlenecek ve ekonomik gücü sınırlı çiftlere kira desteği, düşük faizli kredi, çeyiz yardımı gibi teşvikler sağlanmalı. Bu destekler, evlilik yaşını düşürmek ve aile kurumunu güçlendirmek için etkili bir araçtır.
5. İş ve Eğitim Desteği: Boşanma sonrası bireylerin yeniden ayağa kalkabilmesi için mesleki eğitim programları ve istihdam olanakları artırılmalı. Gerekirse psikolojik destek verilebilmelidir.
6. Esnek Çalışma Modelleri: Çocuk sahibi çiftlerin iş-yaşam dengesini kurabilmesi için esnek çalışma saatleri ve uzaktan çalışma imkânları ve ev içi üretim sistemleri teşvik edilmeli. Kadınların iş gücüne katılımını artıracak bu uygulamalar, ülke koşullarına göre uyarlanabilir.
Türkiye’nin karşı karşıya olduğu demografik ve sosyolojik kriz, artık eski kurallarla yönetilemeyecek kadar karmaşık hale gelmiştir.
21. Yüzyılın hızlı gelişen dinamikleri, esnekliği ve karşılıklı sorumluluğu ödüllendiren yeni bir toplumsal sözleşmeyi zorunlu kılıyor.
Aile kurumunu sürdürülebilir kılmak için bireylerin ekonomik ve psikolojik esenliğini önceleyen bir sistem inşa edilmezse nafaka konusunun ötesinde geleceğimiz de tartışma konusu olmaya devam edecek.
Sorumluluk sahibi, değerler kültürünü içselleştirmiş, fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür ve bilimi rehber edinmiş bireylerin kurduğu sağlıklı aile ortamında yetişen bireyler, sağlıklı toplumsal yapının olmazsa olmazıdır.