Türkiye gibi emperyalist olmayan bir ülke için gerçek milliyetçilik antiemperyalist olmasıdır ve genel anlamda milliyetçilik milletin çıkarlarını gözeten geçmişin mirasını reddetmeyen kültürel sorumluluğu ve bir duruşu içinde barındırandır.
Kurtuluş Savaşı’nda şekillenen Türk milliyetçiliği, emperyalizme karşı bağımsızlık mücadelesiyle doğmuş ve milletin özgürlüğünü güvence altına almıştır.
Ancak 1950 sonrası Türkiye’nin Atlantik kampına girmesiyle birlikte milliyetçilik, emperyalist çıkarların hizmetine girerek bir CIA kurgusu “Türk-İslam Sentezci” yani etnikçi ve mezhepçi “NATO-Türkçülük” adıyla farklı bir yöne evrilmiştir.
Unutmamamız gereken en temel konu kurucularınızın milli birlik ve beraberlik sağlayan kurucu iradenin “TC’yi Kuran Türkiye Halkına Türk Milleti Denir” etnikçi ve mezhepçi olmayan tanımı milliyetçiliğin hangi temelde şekilleneceğini ifade eder. Aksi taktirde etnikçi söylemler etnikçiliği kışkırtır.
Türkçülük, Kürtçülüğü Kışkırtır!
Siz her fırsatta “Türkçülük” derseniz kendisini Kürt olarak tanımlayanın kimliğine örtülü bir saldırı gerçekleştirirsiniz.
Pratikte farklı etnik kökenden olanlar eşit ve ne kadar geniş haklara sahip olsalar da kurgulanmış bir tuzak olan “bu memlekette bir Kürt sorunu var” yaklaşımının güçlenmesini sağlarsınız. Ve bir adım sonrası o “iti ite kırdır böl yönet kaynaklarına çök” felsefesiyle yol alan küreselcilere hizmet edersiniz.
Birinci adım 40 yıl çatıştırdılar 50 bin vatandaşımız can verdi ve etnik temelde toplumsal ayrışma belli bir seviyeye getirdiler; ikinci adımda kendilerine verilen görev gereği barış masası kurdular; üçüncü adım anayasayı değiştirmek…
Bir küresel tuzak olan, etnikçi milliyetçilik en etkili bölücülüktür.
Atatürk’ün Türk Milleti Tanımı Üzerine Şekillenen Türk Milliyetçiliği
Ve bir Türk imparatorluğu olarak kurulsa da son yüzyıllarında çok kültürlü bir Balkan imparatorluğuna dönüşen ancak tamamen fetih kültürüne dayalı bir imparatorluğun Viyana kapılarını geçememesi fetih ganimetlerinin kesilmesi, aydınlanma ve sanayileşme devrimlerini ıskaladığından güç kaybetmeye başlayan ve geniş coğrafyasında daha etkili olabilmek için Halifelik kurumunu devralan Osmanlı yönetimi, Türk olana sırt çevirmiş dilini tarihini baskılamış ve edraki bi idrak “geri zekalı Türkler” olarak yüzlerce yıl aşağılamıştır.
Ve Osmanlı mirasından bir Ulus devlet inşa etme hedefi olan kurucu irade Türk Milletini ayağa kaldırmak yok olan özgüveni tekrar sağlamak ve baskılanmış aşağılanmış dilini tarihini gün yüzüne çıkarmak için TDK “Türk Dil Kurumu” ve TTK “Türk Tarih Kurumu” nu kurmuş ve bu iki kuruma özerklik vermiştir.
Ve “Türk Milleti Zekidir, Türk Milleti Çalışkandır; Ne Mutlu Türküm Diyene” sözleriyle tanımlamış olduğu etnikçi ve mezhepçi olmayan yaklaşımla Türk milletine özgüven ve gurur sağlamaya çalışmıştır.
Atatürk her fırsatta “Türk Milleti” kavramına vurgu yaparken “Ne Mutlu Türküm Diyene” ifadesiyle “Türk milletini” kast ederken etnikçi bir etnikçi yaklaşım olan “Ne Mutlu Türk Olana” dememiştir.
Antiemperyalist Atatürk Milliyetçiliğinin Etkisizleştirilmesi için CIA kurgusu “Türk-İslam Sentezci Yaklaşım Kurgulanmıştır.
Bugün bu anlayış, komşu ülkelerin parçalanmasını fırsat bilerek Musul, Kerkük veya Halep üzerinden pay kapma hesabı yaparken gerçek milliyetçilik komşuların birliğini savunarak Türkiye’nin birliğini korumayı esas alır.
Kültürel biçimde ifade edersek: komşunun yıkılan evi, kendi evinin temeline çatlak düşürür. Yani bir milletin güvenliği, komşusunun bütünlüğüyle doğrudan bağlantılıdır. Antiemperyalist milliyetçilik, bu gerçeği kavrayarak hem kendi milletine hem de bölgesine barış ve istikrar kazandırır. Emperyalizmin istediği ise etnik ve mezhep temelinde milletlerin birbirine düşmesi, hafızalarının zayıflatılması ve bölünmeleridir.
Dolayısıyla gerçek milliyetçilik, emperyalizmin oyunlarına kapılmadan, komşuların birliğini savunarak kendi geleceğini güvence altına alan bilinçli bir yurtseverliktir.
Atatürk Dönemi, Komşularımızla İlişkilerimiz Nasıldı?
Atatürk döneminde Türkiye’nin dış politikası “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesi doğrultusunda komşularla barış ve iş birliğine dayanıyordu. Bu anlayışın somut örnekleri olarak Türkiye, batıda Balkan ülkeleriyle 1934’te Balkan Antantı’nı (Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya, Romanya) kurarak bölgedeki sınırların korunmasını ve barışı hedeflemiş; doğuda ise 1937’de Sadabat Paktı’nı (Türkiye, İran, Irak, Afganistan) imzalayarak Ortadoğu’da güvenlik ve karşılıklı saldırmazlık temelinde bir iş birliği oluşturmuştur.
Böylece Türkiye, Atatürk döneminde çevresinde barış ve güvenlik kuşağı oluşturmayı amaçlayan dengeli bir diplomasi yürütmüştür.
Özetle: Gerçek milliyetçilik, komşunun birliğini savunarak kendi birliğini korumaktır.