Bir arkadaşımın serzenişinden:
"Markete gittiğimde listemde olan miktardan nedense hep çok daha fazlasını alıyorum."
"Evde çay bardağını sonuna kadar dolduruyorum; nedense ‘dudak payı’ bırakamıyorum”
İlk bakışta alt alta geldiğinde tebessüm ettiren bu iki detay, klinik bir vaka olmaktan uzak; ancak insan psikolojisi, kültürel yönlerimiz ve aidiyet biçimlerimiz açısından üzerine düşünülmeyi fazlasıyla hak eden zengin anlamlar barındırıyor. Peki, market poşetlerinin ağırlaşması ve çayın tabağa taşma noktasına gelmesi bize ne anlatıyor?
1. "Ya Yetmezse?": Alışveriş Sepetindeki Kıtlık Psikolojisi
Bir insanın hazırlanan listeye uymayıp sepeti fazla doldurması, saf bir irade zayıflığından ziyade "örtük yoksunluk" hissinin dışavurumunu akla getirir.
Kültürel ve Kuşaksal Mirasımız: Toplum olarak tarihimiz boyunca "yokluk" görmüş, kıtlığı ve ekonomik belirsizlikleri nesilden nesile deneyimlemiş bir coğrafyanın çocuklarıyız. Kolektif hafızamızda "hazırlıklı olmak", "yedekte tutmak" hayatta kalmanın en temel kuralıdır. Ve ayrıca kişinin geçmiş dönem kıtlıkla yüzleşen yaşam öyküsü, bu tür davranışın bir nedeni olabilir.
Birey, "Ya yetmezse?", "Ya hazırlıksız yakalanırsak?",” Ne olur, ne olmaz; iki tane fazla alsam ne olur ki?” kaygısıyla dolapları doldurarak aslında geçici bir güven ve kontrol alanı satın alır. O sepeti doldurmak, psikolojik bir zırhtır; kişiye "Ben ailemi koruyorum, erzakımız tam" dedirten sessiz bir rahatlama ritüelidir. “Cebinde yedek akçe, dolapta stok erzak olacak; dünyanın bin bir türlü hali var ayrıca bi gelen giden olursa”
2. Taşan Çay Bardağı: "Ölçü" ile "Haddi Aşma" Arasındaki Sınır
Çay bardağını sonuna kadar doldurmak ise fiziksel dünyadaki sınırları zorlamanın, gündelik hayattaki izdüşümü olabilir.
Tamamlama Arzusu: Doğu kültüründe misafirperverliğin, cömertliğin ve samimiyetin en büyük simgelerinden biri de "dolu dolu" ikram etmektir. Çayın az doldurulması bazen "cimrilik" veya "özentisizlik” olarak görülebilir.
Ancak psikolojik açıdan bardağı taşıracak raddeye getirmek; hayatın diğer alanlarında da "yarım" veya "eksik" olanla yetinememe halini gösterir.
Birey, hazzı daha fazla yaşamaya yönelirken, kaynağı veya sevgiyi tüketirken "nerede duracağını" kestirmekte zorlanabilir. Sınırları genişleterek esnetmek, azıyla tatmin olamamak onun için bir yaşam biçimi haline gelmiştir. Her şeyi sonuna kadar yaşamak bardağı ağzına kadar doldurmak öncesi açlıklarını akla getirebilir.
Psikoloji Bilimi Bu İki Davranışı Nasıl Okuyor?
Psikodinamik Yaklaşım: Her iki davranışın kökeninde de telafi (kompansasyon) mekanizması yatar. Hayatın kontrol edemediğimiz belirsizlikleri karşısında, market sepetini doldurarak ya da bardağı taşırtarak "Ben buradayım, kontrol bende" mesajı veririz.
Bilişsel Davranışçı Bakış: Zihnimizdeki "Tam ve kusursuz olmalıyım", "Eksik bırakırsam yetersiz görünürüm" gibi katı inançlar, farkında olmadan bizi aşırılığa iter.
Ev İçindeki Denge Arayışı
Eşlerin bu durumlardan şikayet etmesi aslında sık rastlanır ve şaşırtıcı değildir; çünkü eşlerden biri kontrollü, ölçülü ve tutumlu olmayı benimserken diğeri bolluk ve güvence arayışında olabilir.
Böyle davranan birisi olarak kendimize ne sorabiliriz?
"Acaba ruhumun hangi yönü bugün doymak ya da güvende hissetmek istiyor?"