
Bu fotoğrafa iyi bakın.
New York.
Manhattan.
Birleşmiş Milletler Genel Merkezi’nin tam karşısı.
Ve göğe doğru yükselen Türkevi.
Tepesinde ay-yıldızlı Türk bayrağı.
Bugün herkes “vizyon” kelimesini kullanıyor.
Toplantıda vizyon…
Sunumda vizyon…
Seçim konuşmasında vizyon…
Broşürde vizyon…
Ama kusura bakmayın:
Vizyon lafla olmaz.
Vizyon bazen elli yıl sonrasını görebilmektir.
Vizyon bazen de tapuda yazar.
Yıl 1977.
Türkiye ekonomik olarak zor günlerden geçiyor.
Döviz kıymetli.
Kaynaklar sınırlı.
Bugünkü imkânların hiçbiri yok.
Ama dönemin devlet adamları New York’a bakıyor.
Birleşmiş Milletler’in tam karşısındaki binaya bakıyor.
Ve o bina IBM’den satın alınarak Türkiye Cumhuriyeti’ne kazandırılıyor.
Burada iki ismi anmadan geçmek olmaz:
Süleyman Demirel.
İhsan Sabri Çağlayangil.
O gün yapılan işin kıymeti belki tam olarak anlaşılmadı.
Ama bugün anlaşılıyor.
Çünkü onlar yalnızca bina satın almadılar.
Türkiye’ye dünyanın diplomasi merkezinde yer satın aldılar.
İşte vizyon budur.
Bugün cebindeki paraya bakıp yarını düşünmek değil…
Cebindeki para azken bile yarım asır sonrasını görebilmektir.
1977’de Manhattan’da bir tapuya Türkiye Cumhuriyeti’nin adını yazdırmak…
Bugün anlatılan birçok “vizyon projesinden” daha somut bir iştir.
Sonra yıllar geçti.
Demirel gitti.
Çağlayangil gitti.
Hükümetler değişti.
Dünya değişti.
Ama o mülk kaldı.
Türkiye’nin kaldı.
Ve yıllar sonra eski yapı yenilendi.
Bugün aynı yerde yaklaşık 171 metre yüksekliğinde, 36 katlı, Manhattan siluetinde kendisini hemen belli eden Türkevi yükseliyor.
Üstelik nerede?
Birleşmiş Milletler’in tam karşısında.
Başınızı kaldırıyorsunuz…
Ay-yıldız.
İşte 1977’deki vizyonun bugünkü fotoğrafı bu.
Ama “vizyon” dediğimiz şey sadece devlete ait bir kavram değil.
Bazen iş dünyasında da ortaya çıkar.
Bazen bir şehrin ticaret odasında.
Bazen bir iş insanında.
Bazen de bir bilim insanının hayaline destek olurken.
Buradan Kuzey Carolina’ya geçelim.
Nobel ödüllü bilim insanımız Aziz Sancar’ın Türk Evi projesine…
Orada da başka türden bir vizyon görüyoruz.
Türk kültürünü, Türk kimliğini, Türk öğrencilerini ve bilim insanlarını bir araya getirecek bir merkez oluşturma fikri…
Ve o projeye Bursa’dan destek geliyor.
BTSO devreye giriyor.
İbrahim Burkay’ın öncülüğünde Bursa iş dünyası harekete geçiyor.
Mobilya…
Tekstil…
Seramik…
Vitrifiye…
Bursalı firmalar ellerini taşın altına koyuyor.
Şimdi bazıları bunu küçük görebilir.
“Birkaç ürün göndermişler.” diyebilir.
İşte vizyonu anlayamamak tam da budur.
Çünkü mesele sandalye göndermek değildir.
Mesele masa göndermek değildir.
Mesele seramik göndermek değildir.
Mesele şudur: Türkiye adına dünyada bırakılan bir ize Bursa’nın da imzasını koymak.
1977’de Demirel ve Çağlayangil Manhattan’da Türkiye’ye yer kazandırdı.
Yıllar sonra başka bir Türk Evi için Bursa iş dünyası destek verdi.
İki olay aynı şey değil.
Ama aynı düşüncenin iki farklı tezahürü:
Bulunduğun yerden daha uzağını görebilmek.
İşte vizyon budur.
Sadece bugünün bilançosuna bakmamak.
Sadece gelecek seçimi düşünmemek.
Sadece kendi döneminle övünmemek.
Senden sonra ne kalacağını düşünmek.
Demirel ve Çağlayangil’den kalan Manhattan’daki tapu bugün Türkevi oldu.
Aziz Sancar’ın Türk Evi’ne verilen destek de yarın Amerika’da yetişecek genç bir Türk bilim insanının hafızasında Bursa olarak kalabilir.
İşte bazen yatırımın geri dönüşü para değildir.
İtibardır.
Hafızadır.
İz bırakmaktır.
Bugün “vizyon” diyenlere o yüzden tek bir soru sormak gerekir:
Sizden elli yıl sonra ne kalacak?
Bir konuşma mı?
Bir afiş mi?
Bir sosyal medya paylaşımı mı?
Yoksa bir eser mi?
Çünkü gerçek vizyon kendini reklamla anlatmaz.
Zaman anlatır.
1977’de alınan tapuyu bugün zaman anlatıyor.
Manhattan’daki Türkevi anlatıyor.
Ay-yıldız anlatıyor.
Aziz Sancar’ın Türk Evi’ne verilen destek de aynı şeyi söylüyor:
Türkiye adına yapılan doğru işe omuz vermek küçülmek değil, büyüklüktür.
İşte bunun için söylüyorum:
Vizyon kürsüde anlatılan şey değildir.
Vizyon bazen bir arsadır.
Bazen bir tapudur.
Bazen bir bilim insanına uzatılan eldir.
Bazen de ülkenin adını dünyanın başka bir köşesinde yaşatacak bir esere destek olmaktır.
1977’de vizyon Manhattan’da tapuya yazıldı.
Yıllar sonra Bursa’nın vizyonu Kuzey Carolina’daki bir Türk Evi’ne dokundu.
Gerisi laf.
Çünkü gerçek vizyonun bir özelliği vardır:
Siz sustuktan sonra bile konuşmaya devam eder.
Yarın utanacağınız paylaşımlar yaptırmayın.

Tatlı su kurnazlarına paranızı kaptırmayın.
Kendi paranızla itibarınızı yerle bir ettirmeyin.