Hayat bazen bize kısa yada uzun vadeli sinyaller verir.
Hayatı okumak aslında insanın kendini, dünyayı anlama yolculuğunun tam kalbi...
Hayat çoğu zaman yüksek sesle konuşmaz, bağırmaz, zorlamaz.
Daha çok fısıldar.
Biz o fısıltıyı ancak yavaşladığımızda duyabiliriz...
Hayatı okumayı öğrenebilmek için ilk önce FARKINDALIK gerekiyor. Olan biteni sadece yaşamak değil; hissetmek, fark etmek, anlamlandırmaktır. Çünkü hayatın dili olaylardan çok, olayların bizde bıraktığı izlerde saklı.
Bazen bir gecikme...
Bazen kaçırılmış bir fırsat.
Bazende ansızın gelen huzur.
Biz eğer sorunlarımızla yüzleşmezsek, veya geçer kendiliğinden 'hiç problem yok' modundaysak olmuyor..
Bunların hepsi birer mesajdır aslında.
Hayat bizle genelde 3 şekilde konuşur sessizce...
1. TEKRAR EDEN DURUMLARLA
Aynı şeyler sürekli başımıza geliyorsa bu tesadüf değil, bir işarettir. Hayat bize "Burada öğrenmen gereken bir şey var" diyordur. Bu da kendimizle kaçtıkça değil, kendimizle yüzleştikçe çözülür.
2. İÇ SESİNLE
İçimizde sebepsiz bir sıkıntı, yada sebepsiz bir huzur varsa bu bizim en dürüst rehberimizdir. Mantık bazen susar ama kalp hep konuşur. Onu bastırmak yerine dinlemek gerekir.
3. KAYBETTİKLERİNLE-KAZANDIKLARINLA
Hayat bazen almak için verir, bazen vermek için alır. Kaybettiğimiz şeyler bizi boşlukta bırakmaz, yeni bir şeyin yerini açar. Bunu görebilmek içinde sabır gerekir. En önemlisi de acele etmemektir. Çünkü anlam hemen gelmez. Zamanla oturur, sindirdikçe görünür hale gelir.
En önemlisi de her şeyin bir nedeni olduğunu kabul etmek...
Her karşılaşma... her ayrılık... her his… hepsi bizi daha farkındalığa yaklaştırmak içindir. Farkında olup, yavaşlayıp şu soruyu sormalı "Bu bana NE anlatmak istiyor?" cevap bir şekilde gelecektir.
Hayatın mesajlarını anlamak aslında zor değil...
Zor olan kabullenmek...
Aynı şeyler tekrar ediyorsa, bu "neden ben" değil... bir "Ben neyi görmüyorum" sorusudur.
İçimizde huzursuzluk varsa, yanlış yoldayız demektir. Huzur varsa doğru yerdeyizdir.
Ama nasıl değişir insan?
Önce FARK eder...
Sonra inkar etmeyi bırakır. Sonra küçük, küçük değiştirmeye başlar.
Bir anda değil, her gün biraz daha doğruya yaklaşarak.
Çünkü hayat bağırmaz, ama öğretmekten de vazgeçmez. Biz görmeye karar verince her şey değişmeye başlar.
Aslında kalp ve mantık rakip değil, iyi bir ekip.
Kalp bize şunu sorar.
Bu bana iyi geliyor mu?
Huzur var mı?
Mantık ise şunu sorar.
Bu doğru mu?
Gerçekçi mi?
Sonucu ne olur?
Sorun genelde biri sustuğunda başlıyor. Sadece kalple hareket edince insan kendini kaybediyor, sadece mantıkla gidince de ruhu yoruluyor.
En sağlıklısı şu küçük yöntem:
1. Önce kalbini dinle. İlk his çoğu zaman dürüst olur. İçinde daralma mı var, yoksa ferahlık mı?
2. Sonra mantığı devreye sokarak, bu his seni nereye götürür? Sana zarar verir mi, yoksa büyütür mü?
3. İkisi de "tamam" diyorsa doğru yoldayızdır.
Ama biri bağırıyorsa orada durup tekrar bakmak gerekir.
Kısaca;
Kalp yönü gösterir,
Mantık yolu çizer
İkisini de birlikte kullanırsak hayatın mesajlarını çok daha NET okumaya başlarız.