Günde ortalama 150 kez ekranı kontrol ediyoruz.
Bu alışkanlık da bizim hafıza, odaklanma, problem çözme becerilerimizi eritiyor.
Ama peki telefonumuzu çöpe atmadan zekâmızı nasıl koruyabiliriz?
1) Telefonun ana ekranında hiçbir sosyal medya ya da vaktinizi çalan diğer uygulamalar, haber uygulamaları olmasın. Mesela bunların hepsini arka sayfalarda bir klasörün içerisine hapsedin.
2) Her yeni gelen bildirim eşittir mikro amigdala alarmı. Her yeni gelen bildirim sesini potansiyel bir tehdit, stres faktörü olarak algılar, hissedilen stresi arttırır. Bu yüzden bildirim seslerini de kapatıyoruz. Sadece acil, öncelikli olan bildirimlerin sesi açık kalıyor. Sadece sesi değil, titreşimini de kapatıyoruz.
Ve günlük süreler belirleyelim.
Sosyal medyaya girdiğimizde zamanlayıcıyı çalıştıralım. Günlük ekran kullanım süresini denetim altına alabiliriz. Öncesinde minik, minik azaltarak yani alışkanlıklarımızı değiştirmeye çalışalım. Örneğin markette ya da trafikte her boşlukta direkt olarak elimizin telefona gitmesi alışkanlığımızın farkına varıp, telefonu elimize almak yerine çevremizi izleyebiliriz...
Yemek yerken de ekran kullanmamaya çalışmak gerekir.
Baktığımız içeriklerin yüzde 70'i bize bir şeyler katan, eğitici, öğretici, derinleştirici içerikler olsun. Yüzde 10' u ise boş, eğlenceli içerikler olabilir.
Ekranı siyah-beyaz moda almanın da telefon kullanımını azalttığı biliniyor.
Telefon daha az çekici bulunuyor.
Günlük en az 20 dakika kitap okuyabilmenin de zihnimizde, dikkatimiz üzerindeki o bozucu etkisini dengelemeye çalışalım. Telefonlarla adeta yapışık yaşıyoruz. Gözden uzak olan, gönülden de uzak oluyor. Telefonla aramızdaki mesafeyi uzak tutabiliriz. Mesela başka odaya koyabiliriz, gözümüzün önünde olmasın...
Minik bir dijital oruç uygulayabiliriz...
Örneğin sadece pazar günü uygulanabilecek 3 saatlik bir uygulama gibi...
Saat 9 ila 12 arası hiç telefona bakmamak gibi...
Bu neyi sağlayacak?
Sosyal medyadan yavaşça uzak kalmaya alışıp, daha çok kendimizle, daha çok ilgilendiğimiz alanlar açacaktır.