SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

Bir Projeye Neden Çamur Atılır?

Yazının Giriş Tarihi: 22.09.2026 00:02
Yazının Güncellenme Tarihi: 22.09.2026 00:29

Bu sorunun en masum cevabı vizyonsuzluktur.

İnsanın dünyaya baktığı pencere, zihnindeki ufuk kadardır.

Gözlerine at gözlüğü takmışsanız, önünüzdeki yolun ne kadar uzun olduğunu göremezsiniz.

Dolayısıyla yapacak fazla bir şey yoktur.

Geçmiş olsun der, geçersiniz.

Ama mesele sadece vizyonsuzluk değilse…

İşte orada başka bir gerçekle karşılaşırsınız:

Çamur atmayı fıtrat haline getirenlerle…

Çünkü bazıları, kendi hayallerine bile sığdıramadıkları bir projenin gerçeğe dönüşmesini hazmedemez.

Hele bir de o proje, yıllardır kaderine terk edilmiş bir alanı yeniden Bursa'nın hizmetine sunuyorsa…

Rahatsızlık daha da büyür.

Kaderine terk edilmiş bir sanatoryumdan…

Kirazlıyayla'daki sanatoryum binalarının geçmişi 1960'lı yıllara uzanıyor.

Bir dönem verem hastalarının tedavisi için kullanılan tesis, işlevini yitirdikten sonra kaderine terk edilen yapılar arasına girdi.

Binalar yalnızca kullanılmaz hale gelmedi.

Zaman içinde metruklaştı; bakımsızlık ve ilgisizlik nedeniyle farklı amaçlarla kullanılan, Bursa'nın hafızasında kötü bir görüntü oluşturan bir alana dönüştü.

1970'li yıllarda Özel İdare tarafından boya ve bakım çalışmaları yapılarak konukevi benzeri bir kullanım düşünüldü ama sürdürülemedi

1990'lı yıllarda Uludağ Üniversitesi tarafından etkinlik ve kamp merkezi olarak değerlendirilmek istendi.

O da sürdürülebilirlik sorununa takıldı.

Sonra yine sessizlik…

Yine kaderine terk edilmişlik…

Merinos da aynı kaderi yaşayabilirdi

Bursa'nın başka bir köşesinde de benzer bir hikâye vardı:

Merinos Fabrikası.

Orası da yıllarca Bursa'nın göbeğinde duran dev bir soru işaretiydi.

Üzerinde ne hesaplar yapıldı?

Ne rant senaryoları yazıldı?

O alana kimler neler yapmak istemedi?

Aç kurtlar gibi bekleyen yapsatçılar tetikte idi.

Ama dönemin Büyükşehir Belediye Başkanı Hikmet Şahin, farklı bir tercih yaptı.

Merinos'u betonlaşmaya teslim etmek yerine Bursa'ya Merinos Atatürk Kongre ve Kültür Merkezi ile müzeler alanını kazandırdı.

Bugün geriye dönüp baktığımızda, o kararın Bursa'nın sosyal ve kültürel hayatına nasıl bir değer kattığını daha net görebiliyoruz.

Çünkü bazı mekanları yalnızca “Kaç para eder?” diye değerlendiremezsiniz.

Bazı yatırımların hesabı metrekare üzerinden yapılmaz.

Bazı tesislerin değeri, yalnızca kasasına giren parayla ölçülmez.

Şehrin hafızasına, turizmine, kültürüne, eğitimine ve geleceğine yaptığı katkıyla ölçülür.

Tanrısı para olan bunu anlayamaz

Böyle tesislerde elbette gelir de önemlidir, gider de…

Ama mesele sadece kâr-zarar cetveli değildir.

Bir sosyal, kültürel veya kongre tesisinin yaşayabilmesi için sürdürülebilirlik gerekir.

Ve daha önemlisi…

İçinde insan nefesi gerekir.

Kullanılmayan tesis ölür.

İşletilmeyen yapı çürür.

Şehrin hayatından koparılan mekanlar zamanla yalnızca birer bina haline gelir.

İşte Kirazlıyayla'da yapılanın önemli tarafı da burada başlıyor.

BTSO, Bursa Business School markasıyla Kirazlıyayla'yı yalnızca eski binaların yeniden kullanıldığı bir mekan olmaktan çıkardı.

Nitelikli eğitimlerin, üst düzey toplantıların ve zirvelerin düzenlendiği; sağlıklı yaşam programları ve konaklama hizmetleriyle ekonomik değer üreten bir ihtisas merkezine dönüştürdü.

Üstelik bunu yaparken bölgenin doğal ve tarihi dokusunu koruma iddiasını da merkeze aldı.

Tesisin sürdürülebilirliği için dünyanın önemli otel markalarından Swissôtel ile iş birliği yapılması da bu anlayışın bir parçasıdır.

Bugün doluluk oranı Bursa otellerinden çok daha fazladır.

Şimdi soruyorum:

Yıllarca kaderine terk edilmiş bir alanı yeniden Bursa'nın ekonomisine, eğitimine ve kongre turizmine kazandırmak mı eleştirilmeli; yoksa böyle bir alanın yeniden atıl hale gelmesine göz yummak mı?

Çamur atmak kolay, proje yapmak zor

Bir projeyi eleştirmek elbette herkesin hakkıdır.

Eksik gördüğünüz yeri söylersiniz.

Yanlış gördüğünüz uygulamayı eleştirirsiniz.

Daha iyisini önerirsiniz.

Bunların hepsi demokratik ve meşru tartışmanın parçasıdır.

Ama ortada somut bir eser varken, yıllarca kullanılmamış bir tesise yeniden hayat verilmişken, kongre ve eğitim turizmi için bir ihtisas merkezi oluşturulmuşken…

Sırf çamur atmak için çamur atmanın başka bir anlamı vardır.

Çünkü proje yapmak vizyon ister.

İrade ister.

Sabır ister.

Kurumsal güvenilirlik ister.

Ve en önemlisi, geleceği bugünün dar hesaplarından daha geniş görebilmeyi gerektirir.

Çamur atmak ise kolaydır.

Hele o çamurun içinde kendi iziniz varsa, daha da kolaydır.

Asıl garip olan ne biliyor musunuz?

Bu projeye geçmişte övgülerde bulunan Özer Matlı'nın ekibinden bazı isimlerin bugün bu tür tartışmaların içinde yer almasıdır.

Bu, siyasi bir tercih meselesinden çok daha önce bir tutarlılık meselesidir.

Bugün doğru olan dün de doğruydu.

Dün Bursa için değerli görülen bir proje, sırf farklı bir siyasi veya kurumsal atmosfer oluştu diye bugün değersiz hale gelmez.

Bursa'nın geleceği, kişisel hesapların çok daha üzerindedir.

Bu söylediklerimin 1 Ekim BTSO seçimleriyle ve seçim sonuçlarıyla ilgisi yoktur.

Benim meselem seçim değil.

Benim meselem Bursa'dır.

Kongre turizmini, yıllarca kar sezonunun sonuna sıkışmış; salonu, altyapısı yetersiz,anason kokulu salonlardan kurtarıp 12 ay hizmet veren bir ihtisas kompleksine taşımaya çalışanlardan neden rahatsız olunur?

Bunu gerçekten anlamakta zorlanıyorum.

Çünkü Bursa'nın ihtiyacı birbirine çamur atmak değil.

Bursa'nın ihtiyacı eser üretmek.

Bursa'nın ihtiyacı birbirinin yaptığı işi küçümsemek değil.

Daha iyisini yapmak.

Ben 110 bin nüfuslu Bursa'nın yaşayan birkaç kişisinden biriyim.

Bursa'nın büyümesini, değişmesini, sanayileşmesini, kalabalıklaşmasını ve bugünlere gelmesini gördüm.

Bu şehrin yıllarını yaşarken makamın, servetin ve kişisel hesabın peşinden koşmadan, başım dik yürüdüm.

Bu nedenle Bursa'nın kimler tarafından büyütüldüğünü de…

Kimler tarafından kemirildiğini de…

Kimlerin bu şehir için taşın altına elini koyduğunu da…

Kimlerin ise kenardan bakıp taş atmayı tercih ettiğini de biliyorum.

Bugün Bursa'da yaşayan gençlere, bu şehre ekmek için gelen kardeşlerime, çocuklarını burada büyüten ailelere söyleyeceğim tek bir şey var:

Bursa'yı sevmeden Bursa'yı yaşayamazsınız.

Çünkü Bursa yalnızca üzerinde yaşadığımız bir toprak parçası değildir.

Bursa bir hafızadır.

Bursa bir emektir.

Bursa bir mirastır.

Ve Bursa, bugün hepimizin ortak sorumluluğudur.

Bu yüzden…

Yapılan esere çamur atmak yerine, daha iyisini yapmaya talip olalım.

Çünkü Bursa'nın geleceği, çamur atanların değil; eser bırakanların omuzlarında yükselecektir.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.