1 Ekim 2026’da BTSO seçimleri yapılacak.
Bursa iş dünyası, yalnızca yeni yönetimi belirlemek için değil, aynı zamanda BTSO’nun önümüzdeki dönemdeki 2030 vizyonunu şekillendirmek için sandık başına gidecek.
Bu yarışta iki güçlü isim var.
Bir tarafta BTSO Başkanı İbrahim Burkay…
Diğer tarafta Bursa Ticaret Borsası Başkanı Özer Matlı…
Önder Matlı’nın ifadesiyle; biri “ağabeyim”, diğeri “İbrahim ağabeyim” dediği, Bursa iş dünyasının yakından tanıdığı, Ankara’da da karşılığı bulunan iki isim.
Ben de açıkçası böyle bir yarış bekliyordum.
İki güçlü aday…
İki farklı vizyon…
Projelerin, fikirlerin, Bursa ekonomisine ilişkin hedeflerin yarıştığı; son sözü de BTSO üyelerinin söylediği kaliteli bir seçim süreci…
Çünkü böyle bir yarışın sonunda kim kazanırsa kazansın, Bursa kazanırdı.
İbrahim Burkay’ın 12 yıllık başkanlığının doğal olarak hesabının sorulacağını düşünüyordum.
Gerçekleştirilen projeler kadar gerçekleştirilemeyenler…
Beklentiler…
Pandemi…
Pandemi sonrasında yaşanan ekonomik sıkıntılar…
Bütün bunların bir siyasi ve kurumsal sorumluluğu olmadığı halde muhatabı olur.
Bursa'yı 40 yıllık uykudan uyandırdığı görülmez ama hissedilir.
Özer Matlı’nın ise yeni projelerini, farklı bakış açısını ve BTSO için ortaya koyacağı 2030 vizyonunu anlatacağını; kısacası geleceği konuşacağını düşünüyordum.
Üstelik 12 yılın doğal yorgunluğunu taşıyan bir başkanın karşısında, Özer Matlı’nın daha rahat bir pozisyonda olduğunu da düşünüyordum.
Ama öyle olmadı.
Yarış başladı.
İbrahim Burkay, geçmişte yapılan projeleri ve geleceğe ilişkin hedeflerini anlatmaya başladı.
Özer Matlı ise maalesef kendisini “yakın çevresindeki” bazı isimlerin ürettiği söylemlerden yeterince koruyamadı.
Ve Özer Matlı'nın cenahına seçim yarışında, benim deyimimle, “lağım fareleri” dahil oldu.
İbrahim Burkay’ı da Özer Matlı’yı da tanırım.
İkisi ile de kişisel dostluğum vardır.
Üretimden gelen güçlerine ve Bursa iş dünyasına yaptıkları katkılara saygı duyarım.
Benim derdim kişilerle değil.
Benim derdim, Bursa’nın iş dünyasının seviyesini aşağıya çekmeye çalışan anlayışladır.
İki satırlık bir cümle içinde üç yalan söylenir mi?
Bunlar söyler...
LAĞIMDAN ÇIKAN SES
Bursa’da sanayileşme büyürken şehrin başka bir gerçeği de büyüdü.
Lağımlar…
Ve elbette oraların sakinleri.
Benim burada “lağım faresi” dediğim insanlar ise biyolojik bir tür değil.
Kişilik tarifidir.
Bunlar her dönemin adamıdır.
Bir gün gazeteci…
Bir gün siyasetçi…
Bir gün turizmci…
Bir gün dernekçi…
Kimin yanında para, makam veya güç varsa orada belirirler.
Gri pasaport oyunu kurup minik çocuğunu dansçı, eşini çalgıcı, müşterilerini koro üyesi gösterip devleti dolandırmaya kalkanı bile vardır.
Renkleri de değişkendir.
Bugün başka, yarın başka…
Başkan değişir, onlar da değişir.
Yönetim değişir, onlar da saf değiştirir.
Dün övgüler yağdırdıklarına bugün saldırırlar.
Çünkü bunların sadakati kişiye değil, çıkarın devamlılığınadır.
Bunların en büyük yeteneği de budur:
Kokuyu almak.
Paranın kokusunu…
Makamin kokusunu…
İktidarın kokusunu…
Ve en önemlisi, yaklaşan seçimin kokusunu…
Tek silahları yalanlar üzerine kurdukları dar ağacında haysiyet cellatlığı yapmaktır.
HER DÖNEMİN “BAŞKANI”
Biri başkan olmayagörsün.
Partisi önemli değildir.
Dünya görüşü önemli değildir.
Yeter ki bütçesi ve etkisi olsun.
Hemen yanında birileri belirir:
“Başkanım bir projem var…”
Sonra proje biter, dönem biter.
Başkan gider.
Aynı insanlar ertesi gün:
“Yeni başkan çok yaşa!”
diye başka kapının önünde sıraya girer.
Bunların siyasi hafızası yoktur.
Çünkü hafızaları çıkarlarına bağlıdır.
Dün söylediklerini bugün inkâr etmekten utanmazlar.
Dün savunduklarına bugün saldırırken yüzleri kızarmaz.
Çünkü onlar için dün de bugün de yarın da değişmeyen tek şey vardır:
Menfaat.
SOSYAL MEDYA ÇÖPLÜĞÜ
Bugün sosyal medyada herkes gazeteci.
Herkes yorumcu.
Herkes uzman.
Herkes belge sahibi!
Oysa sosyal medya çöplüğünde yazılan her şey gerçek değildir.
Ama bir insanın itibarı hakkında ortaya atılan her iddianın da bir ahlaki sorumluluğu vardır.
Ben bunu Necati Şahin’e de söyledim.
Kendisini tanırım.
Eskiden çok daha yakın olduğum, değer verdiğim bir isimdir.
Toplantıda değerli babasından söz ettikten sonra kendisine açıkça söyledim:
“Sen de oğluna baban gibi örnek bir baba ol.”
Ve ardından şunu söyledim:
“Bu yarışa nifak sokmayın. Meydanı lağım farelerine bırakmayın.”
Çünkü BTSO üyelerinin büyük bölümü birbirini tanır.
Kimi komşudur.
Kimi aynı sektördedir.
Kimi rakiptir ama aynı zamanda dayanışma içindedir.
Kiminin fabrikası yan yanadır.
Kiminin çocukları aynı okula gider.
Bu insanlar birbirlerine güvenmek ister.
Gerçeği öğrenmek için sosyal medya çöplüğünde dolaşan insanların kokusunu çekmek istemezler.
Bu nedenle seçim yarışının seviyesini düşürmek, aslında yalnızca rakibe değil, Bursa iş dünyasına zarar vermektir.
Ama Necati dikkate alacağım dedi ama yakışanı(!) yaptı ve sözünü yedi.
Fırıldak diyorlardı vantilatör oldu...
ÖZER MATLI’YA ASIL ZARARI KİM VERİYOR?
Bu süreçte en çok Özer Matlı adına üzülüyorum.
Çünkü bazı insanların yaptıklarının Matlı’ya fayda sağladığını düşünmüyorum.
Tam tersine…
Özer Matlı’yı hedef haline getiriyorlar.
Bir adayın rakibine yönelik eleştiri yapması siyasetin ve seçimin doğasında vardır.
Ama bir insanın ailesini, geçmişini, ticari hayatını veya itibarını hedef alan kişiselleştirilmiş kampanyalar başka bir şeydir.
Bunun adı rekabet değildir.
Bunun adı itibar siyaseti de değildir.
Ben buna daha ağır bir isim veriyorum:
Haysiyet cellatlığı.
Ve haysiyet cellatlığı, haysiyeti olmayanların işidir.
Bir insanı yükseltmek için başkasını çamura çekmeye çalışmak, aslında insanın kendi seviyesini gösterir.
BIRAKIN PROJELER YARIŞSIN
Ben BTSO seçimlerinde şunu görmek istiyorum:
İbrahim Burkay çıksın, “Ben 12 yılda bunları yaptım, bundan sonra da bunları yapacağım” desin.
Özer Matlı çıksın, “Ben BTSO’yu şu vizyonla yöneteceğim” desin.
Bursa’nın sanayisini…
İhracatını…
Yeşil dönüşümünü…
Dijitalleşmesini…
Nitelikli insan kaynağını…
KOBİ’lerini…
Finansmana erişimini…
Bursa’nın küresel rekabet gücünü konuşsunlar.
Üyeler de kararını versin.
Bırakın projeler yarışsın.
Bırakın vizyon yarışsın.
Bırakın Bursa’nın geleceği konuşulsun.
Çünkü Bursa iş dünyası ikiye bölünecek bir karpuz değildir.
Bizi ortadan ikiye bölmeye kalkmak kimsenin haddi değildir.
ŞEHİR HASTANESİNDE GÖRDÜĞÜM BURSA
Geçtiğimiz akşam, İbrahim Burkay ve Özer Matlı’nın da gittiklerini bildiğim Şehir Hastanesi girişindeki çay ocağının arkasındaydım.
20 yaşındaki bir evladımız için yüzlerce iş insanının her akşam gecenin ilerleyen saatlerine kadar dua ettiğine, ailesinin yanında olduğuna şahit oldum.
Kimisi patron…
Kimisi sanayici…
Kimisi yönetici…
Kimisi rakip…
Ama o gece hepsi aynı yerdeydi.
Çünkü acı, makam tanımıyor.
Para tanımıyor.
Siyaset tanımıyor.
İnsanları insan yapan şey, zor zamanda birbirinin yanında olabilmektir.
İşte benim görmek istediğim BTSO da budur.
Meclisinde rekabet olsun ama düşmanlık olmasın.
Eleştiri olsun ama iftira olmasın.
Fikir ayrılığı olsun ama vefasızlık olmasın.
Rakiplik olsun ama haysiyetsizlik olmasın.
Ben kimin kazanacağını tahmin ediyordum ama hastane bahçesinde emin oldum...
O meclise lağım fareleri giremez.
73 YILIN TECRÜBESİ
73 yıllık ömrümde sağdan da yumruk yedim, soldan da.
Bu nedenle insanların sözünden çok, niyetine bakmayı öğrendim.
İş dünyasının içinde geçen yıllarım bana bir şeyi daha öğretti:
Bir kurumun geleceğini dedikodu değil, kurumsal akıl belirler.
Bir şehrin geleceğini sosyal medya tetikçileri değil, üreten insanlar belirler.
Ben Bursaspor’da da benzer bir şeyi yıllar önce gördüm.
Takım Süper Lig’de sekizinci sıradayken Ali Ay, Yüksel Çolak ve Metin Korkmaz döneminde “Dikkat, bu takım düşer” demiştim.
Sonra beş teknik adam değişti.
Ve sonunda cenaze namazını Mesut Bakkal kıldırdı.
Tecrübe bazen insanı erken konuşturur.
SON SÖZ
Kim kazanırsa kazansın…
İbrahim Burkay kazanırsa da…
Özer Matlı kazanırsa da…
İki adaylı bu seçimin gerçek galibi Bursa iş dünyası olmalıdır.
Benim temennim budur.
Sandık kurulsun.
Projeler konuşulsun.
Vizyonlar tartışılsın.
Üyeler kararını versin.
Sonra herkes birbirinin yüzüne bakabilecek durumda olsun.
Çünkü seçim biter.
Başkan değişebilir.
Yönetimler değişebilir.
Ama Bursa burada kalır.
Bursa’nın iş dünyası burada kalır.
Ve bizim birbirimize olan saygımız, vefamız, dostluğumuz kalmalıdır.
O gün geldiğinde de…
Sifon çekilir.
Lağımda yaşayanların sesi kesilir.
Kim ne kadar kirli siyaset yaptıysa, kendi çamurunda kalır.
Biz de başımız dik, Bursa’nın geleceğine bakarız.
Çünkü BTSO’nun havası temiz kalmalıdır.
Lağım kokusu Bursa’nın üzerine sinmemelidir.