SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

BTSO’ ya Truva Atı Sokmaya Çalışan Kim?

Yazının Giriş Tarihi: 20.08.2026 14:24
Yazının Güncellenme Tarihi: 20.08.2026 15:03

Osmanlı’dan günümüze kadar gelen bir söz vardır:

“Hafıza-i beşer nisyanla malûldür.”

Yani insan hafızası unutmaya ve unutkanlığa meyillidir.

Ancak bazen unutmak bir mazeret değil, bilerek yapılan bir yanlışı örtmenin aracı haline gelir.

Bugün BTSO seçimleri üzerinden yaşanan tartışmalara baktığımda, tam da bunu düşünüyorum.

BTSO nereden nereye geldi?

Bursa Ticaret ve Sanayi Odası, kuruluşundan itibaren diğer ticaret ve sanayi odaları gibi öncelikle üyelerinin kurumsal temsili ve yasal işlemlerinin yürütülmesi görevini üstlenen bir yapıydı.

Faaliyet belgesi, kapasite raporu, ticaret sicili işlemleri gibi hizmetleri yerine getiriyor; bunun karşılığında üyelerinden aidat ve işlem ücretleri alıyordu.

O yıllarda pek çok sanayici ve iş insanının aklında aynı soru vardı:

“BTSO’nun bana ne faydası var?”

Aslında haksız da değillerdi.

Çünkü BTSO uzun yıllar boyunca daha çok Ankara ile Bursa arasında bürokratik bir köprü kuran, üyelerinin sorunlarını ilgili makamlara ileten bir kurum olarak algılandı.

BTSO başkanının en önemli başarılarından biri, Ankara’da bir bakan ya da müsteşardan randevu alabilmekti.

Kimseyi suçlamıyorum.

O dönemin vizyonu ve kurumun hareket alanı büyük ölçüde buydu.

Sonra Bursa değişti, BTSO da değişti

Yaklaşık 15 yıl önce başlayan yeni dönemle birlikte BTSO’nun kurumsal kimliğinde ciddi bir dönüşüm yaşandı.

Üretimden gelen gücünün farkına varan, dünyaya açılan, yeni nesil sanayi anlayışını benimseyen, eğitimden teknolojiye, ihracattan istihdama kadar geniş bir vizyon ortaya koyan bir BTSO oluştu.

Bu dönüşümün en önemli mimarlarından biri hiç kuşkusuz İbrahim Burkay oldu.

Bugün BTSO’nun kazandığı kurumsal itibar yalnızca bir başkanın değil, bütün BTSO üyelerinin ortak gururudur.

BTSO bugün ayda birkaç bakanı, onlarca bürokratı ağırlayabilen; taleplerini Ankara’ya iletmekle kalmayıp bunların takipçisi olan bir kurum haline geldiyse, bunda ortaya konulan vizyonun önemli bir payı vardır.

Elbette her projede hata olabilir.

Her yolculukta yol kazası yaşanabilir.

Ancak önemli olan, bir kurumun hiçbir şey yapmayarak hata yapmaktan kaçınması değil; cesaretle proje üretmesi, risk alması ve gerektiğinde yaptığı yanlışların sorumluluğunu üstlenmesidir.

İbrahim Burkay’ın yıllardır yaptığı da büyük ölçüde budur.

Eleştirilebilir.

Hatta ağır biçimde eleştirilebilir.

Ama BTSO’nun kurumsal kimliğini kendi kişisel kimliğinin önüne koyduğu da teslim edilmelidir.

BTSO seçime gidiyor

BTSO seçimlerinin birden fazla ciddi adayın yarıştığı, projelerin konuşulduğu, farklı fikirlerin ortaya çıktığı demokratik bir rekabet ortamında geçmesini son derece doğru buluyorum.

Ben bu yarışın, UİB Başkanlığı döneminden itibaren Bursa iş dünyasının güvenini kazanmış İbrahim Burkay ile Bursa Ticaret Borsası Başkanı, kriz dönemlerinde dahi büyüme planlarını hayata geçirmeyi başarmış başarılı bir iş insanı Özer Matlı arasında geçmesini bekliyordum.

İkisini de tanıyorum.

İkisiyle de dostluk hukukum var.

İkisine de yakışacak bir yarış olacağını düşünüyordum.

Fakat son dönemde yaşananları üzülerek izliyorum.

Çünkü ortaya çıkan tablo bana göre BTSO seçimlerinin doğal rekabet sınırlarını aşmaya başladı.

Ve açık söyleyeyim:

Özer Matlı’yı tanıyamıyorum.

Ya ben kendisini bugüne kadar yanlış tanıdım…

Ya da BTSO’nun önüne konulmaya çalışılan Truva Atı’nın içinde başka bir akıl var.

Bu seçim neden mahalle kavgasına dönüştürülüyor?

BTSO üyelerinin çok büyük bölümü birbirini tanır.

Kimi iş ortağıdır, kimi rakiptir.

Kimi aynı sektörde çalışır, kimi yan yana dükkân sahibidir.

Birbirlerinden iş alırlar, birbirlerine iş verirler.

Komitelerde arı gibi çalışırlar ve birbirleriyle yarışırlar..

Farklı siyasi görüşlere, farklı hayat anlayışlarına sahip olabilirler.

Ama bu farklılıkları çoğu zaman Bursa iş dünyasının zenginliği olarak görürler.

Şimdi ise 300 yıllık ticaret ve esnaf kültürünün üzerine inşa edilmiş bir kurumun seçimini, “bizden olanlar-bizden olmayanlar” anlayışına sürükleme çabası görüyorum.

Bu doğru değildir.

BTSO seçimleri bir mahalle muhtarlığı seçimi değildir.

Daha da önemlisi, insanların inançları, ibadetleri, yaşam biçimleri veya sosyal çevreleri üzerinden ayrıştırılabileceği bir alan hiç değildir.

BTSO üyeleri başlarına bir “patron” seçmeyecek.

Kendileri arasından, kendilerine hizmet edecek bir başkan seçecek.

Bunu herkes biliyor.

O halde bu seçimi Tosun Paşa’nın Yeşil Vadi kavgasına çevirmeye çalışmak kimin fikridir?

Bursa iş dünyasının buna ihtiyacı yok.

Şeffaflık elbette önemli

Şeffaflık önemlidir.

Katılımcılık önemlidir.

Hesap verebilirlik önemlidir.

Bunların hiçbirine itirazım yok.

Ama bu kavramların içini doldurmak gerekir.

Her ay BTSO Meclisi toplanıyor.

Sorusu olan sorabilir.

Eleştirisi olan dile getirebilir.

Bir kararın yanlış olduğunu düşünüyorsanız, kararın kendisini tartışabilirsiniz.

“Şu karar neden böyle alındı?” diye sorabilirsiniz.

“Şu proje neden yapıldı?” diyebilirsiniz.

“Şu harcamanın gerekçesi nedir?” diye sorabilirsiniz.

Ama bunların yerine kişisel ithamları, ima ve sosyal medya salvolarını koyarsanız, şeffaflık talebinden başka bir noktaya geçersiniz.

Parmak izi meselesi mi BTSO’nun en büyük problemi?

Son günlerde BTSO yönetim katına girişlerde parmak izi uygulaması üzerinden yürütülen tartışmaları da gülümseyerek izliyorum.

Güvenlik önlemleri neden bu kadar büyük bir mesele haline getiriliyor?

BTSO’nun hizmet birimlerine girişlerde AVM’lerde ve iş merkezlerinde bile bulunan güvenlik sistemleri uygulanıyor.

Yönetim katlarında artık ilk okul girişlerinde bile olan kartlı veya biyometrik geçiş sistemlerinin bulunması da dünyanın pek çok kurumunda son derece normal bir güvenlik uygulamasıdır.

İddia sahibi dostum Necati Şahin'i İMO döneminde defalarca ziyaret ettim.

BAOB’daki güvenlik kontrolünden geçer, ardından İnşaat Mühendisleri Odası’nda danışmaya kim olduğumuzu ve neden geldiğimizi bildirirdik.

Bunu kimse yadırgamazdı.

Bugün BTSO’daki güvenlik uygulamasını bir seçim malzemesine dönüştürmenin BTSO üyelerine ne faydası var?

Bursaspor'un başına gelenleri hatırlayalım

Burada hafızanın biraz daha tazelenmesi gerektiğini düşünüyorum.

Bursaspor Süper Lig’deyken, Ali Ay’ın ikinci başkanlık döneminde kulübün mali ve sportif anlamda ciddi sıkıntılar yaşadığı günleri hatırlıyorum.

O dönemde Necati Şahin’in oğlunun Bursaspor yönetimine girdiğini ve Bursaspor’un geleceğini kurtaracak bir proje bulunduğunu söylemesi üzerine kendisine:

“Yazık ettin oğluna.”

demiştim.

Ardından:

“Bu mucize proje nedir?”

diye sordum.

“Yarın Merinos AKKM’de açıklanacak” dedi.

Toplantıda proje açıklandı.

Bursa’daki hafriyat döküm alanlarının Bursaspor’a tahsis edilmesi ve buradan ciddi gelir elde edilmesi planlanıyordu.

O gün bu projenin uygulanabilirliğini araştırdım.

Belediyelerden, ilgili kamu kurumlarından ve çeşitli mevzuat süreçlerinden geçmesi gereken bir yapı olduğunu; uygulanmasının ve sürdürülebilir biçimde denetlenmesinin ciddi sorunlar barındırdığını gördüm.

Sonuçta proje hayata geçmediği gibi borçlar katlandı.

Bursaspor’un yaşadığı büyük ekonomik ve sportif çöküş ise hepimizin hafızasında.

Bugün aynı yaklaşımın BTSO seçim kampanyasının bazı bölümlerinde yeniden karşımıza çıkması beni düşündürüyor.

Hafıza-i beşer gerçekten nisyanla malûldür.

Ama geçmişten ders çıkarmak zorundayız.

Özer Matlı meselesi

Bursa iş dünyasında çok saygın bir yere sahip, çok sayıda şirketin yönetiminde bulunan, sektöründe başarılı bir iş insanı olan bir ağabeyim geçtiğimiz günlerde bana:

“Özer Matlı’yı yakından tanımıyorum. Sen tanıyorsan anlat.” dedi.

Ben de kendisine, Özer Matlı’yı başarılı bir iş insanı olarak tanıdığımı; ancak kurumsal anlamda BTSO gibi büyük ve çok katmanlı bir yapının başkanlığı için bu dönemde yeterince hazır olup olmadığını sorguladığımı söyledim.

Fakat asıl önemlisi, onu kendi gözleriyle görmesini önerdim.

Gittiği bir toplantı izlenimlerini anlattı.

“Şeffaflık.”

“Katılımcılık.”

“Bursaspor.”

Hepsi bu kadar dedi...

Bunlar elbette önemli başlıklar.

Fakat toplantının ardından bir katılımcının “Komiteleri ve başkanlarını belirlerken nasıl bir yol izleyeceksiniz?” diye sorduğunda aldığı: “Onu siz belirleyeceksiniz.” cevabı, BTSO seçim sisteminin ve oda yapılanmasının üzerinde yeterince çalışılmadığı izlenimi düşündürdüğünü anlattı.

BTSO gibi 50 bini aşkın üyesi, onlarca meslek komitesi ve karmaşık bir seçim sistemi olan bir kurumda, seçim mekanizmasının nasıl çalıştığını bilmek bir ayrıntı değildir.

Bu, işin kendisidir.

Asıl soru şu:

Geçtiğimiz günlerde Özer Matlı’yı ziyaret eden bir heyetin, kendisine sunduğu talepler listesini gördüğümde de aynı şeyi düşündüm.

Bırakın BTSO’yu, merkezi hükümetin bile beş yılda tamamlamakta zorlanacağı büyüklükte taleplerden söz ediyoruz.

İş insanlığı ile kurum yönetmek arasında çok önemli bir fark vardır.

Başarılı bir şirket yönetmek başka şeydir.

On binlerce üyenin temsil edildiği, seçim mevzuatı olan, meslek komiteleri bulunan, meclisi olan, kamu niteliğinde bir meslek kuruluşunu yönetmek başka şeydir.

Özer Matlı başarılı bir iş insanı olabilir.

Bundan şüphem yok.

Ancak başarılı bir iş insanı olmak, otomatik olarak BTSO başkanlığına hazır olmak anlamına gelmez.

Benim itirazım Özer Matlı’nın adaylığına değil.

BTSO’nun bir başka aklın, başka hesapların veya başka çevrelerin Truva Atı haline getirilmesine.

Özer Matlı’dan Truva Atı olmaz

Olmamalı.

Çünkü Özer Matlı’nın kendi adı, kendi itibarı ve kendi iş dünyası kimliği var.

Kimsenin gölgesine ihtiyacı yok.

Kimsenin siyasi hesabına da ihtiyacı yok.

Bence truva atı değil, deveden büyük fildir...

Eğer BTSO başkanlığına aday olacaksa, kendi vizyonuyla, kendi kadrosuyla ve kendi projeleriyle yarışmalıdır.

Tek dileğim hırsının aklının önüne geçmemesidir...

Bursa iş dünyası da kimin ne olduğunu zaten görecektir.

Bu seçimi çirkinleştirmeye gerek yok.

İnsanların birbirini hedef almasına, cami-cemaat üzerinden ayrıştırılmasına, mahalle siyasetine, kişisel hesaplaşmalara hiç gerek yok.

BTSO çok büyük bir kurumdur.

Bir kişinin, bir grubun veya bir dönemin malı değildir.

Mahkeme kadıya, BTSO başkana mülk değildir.

Oraya gelmek için değerlerinizi kaybederseniz, görevi bıraktığınız gün geriye değer olarak taşıyabileceğiniz çok az şey kalır.

İnsanın hayatta yaptığı en zor ama en büyük iyiliklerden biri de kendisini çevresinden koruyabilmesidir.

Bu nedenle Özer Matlı’ya da, İbrahim Burkay’a da, bütün adaylara da söyleyeceğim tek şey var:

BTSO’yu kazanmaya çalışın.
Ama Bursa iş dünyasını kaybetmeyin.

Çünkü seçimler biter.

Başkanlar değişir.

Meclisler yenilenir.

Ama Bursa’nın iş dünyası burada kalır.

Ve geriye herkesin ne yaptığı, nasıl mücadele ettiği ve hangi değerleri koruduğu kalır.

Şimdilik bu kadar.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.