
Bursa iş dünyası, 1 Ekim 2026’da yapılacak BTSO seçimlerinde iki saygın ismin yarışmasının Bursa adına olumlu bir rekabet yaratacağını düşünüyordu.
Bir tarafta BTSO Başkanı İbrahim Burkay…
Diğer tarafta Bursa Ticaret Borsası Başkanı Özer Matlı…
Beklenti açıktı:
Projelerin, vizyonların, Bursa’nın geleceğine ilişkin fikirlerin yarıştığı; seviyeli, nitelikli ve iş dünyasına yakışan bir seçim…
Çünkü BTSO üyeleri yalnızca bir başkan seçmeyecek.
Bursa’nın ve Türkiye’nin en önemli iş dünyası kuruluşlarından birinin geleceğine yön verecek bir lideri tercih edecek.
Bunun en güzel örneklerinden birini de İbrahim Burkay ve yönetimi ortaya koydu.
İki asırlık bir kurumu yaklaşık son 40 yıllık uykusundan uyandıran, BTSO’yu yalnızca aidat ve belge üreten bir oda olmaktan çıkarıp proje, yatırım, vizyon ve uluslararası hedefleri olan bir yapıya dönüştüren bir yönetim anlayışı ortaya konuldu.
Özer Matlı da kendi yol haritasını çizerek, BTSO’yu daha ileriye taşıyacağını anlatarak üyelerden oy isteyecekti.
Yani beklenen, tam anlamıyla bir vizyon yarışıydı.
Ama olmadı…
EKİP MESELESİ
Seçim kampanyalarında en önemli meselelerden biri, yol arkadaşlarını ve kampanyayı emanet edeceğiniz profesyonel ekibi doğru seçmektir.
Çünkü siz ne kadar iyi proje anlatırsanız anlatın, yanlış insanların eline teslim edilmiş bir kampanya, bütün emeği gölgede bırakabilir.
Ekibinizi kifayetsiz muhterislerden, geçmiş hesapları olanlardan, kuyruk acısıyla hareket edenlerden ve sürekli kaybedenler kulübünün mensuplarından oluşturursanız bunun bedelini sonunda aday öder.
Sizin projeniz konuşulmaz.
Onların yöntemi konuşulur.
Sizin vizyonunuz tartışılmaz.
Onların kullandığı dil tartışılır.
Ve kampanya, olması gereken yerden çıkar; sosyal medyanın lağımına düşer.
Orada da en fazla fareler mutlu olur.
“ELİMİZDE BELGELER VAR!”
Bir de “Elimizde belgeler var” diye ortaya çıkıp ardından;
Varan bir!
Varan iki!
Varan üç!
diye servis edilen belgeler var.
İyi de…
Bunlar gizli kapaklı, kozmik, devlet sırrı niteliğinde belgeler değil ki!
En yenisi neredeyse yarım asırlık şirketlerin ticaret sicil kayıtlarından, BTSO’nun kurumsal hafızasından ve yıllardır kamuoyunun bilgisine sunulmuş medya arşivlerinden ulaşılabilecek bilgiler.
Bursa iş dünyasında herkes birbirini tanır.
Kim hangi şirketi ne zaman kurdu?
Kim hangi şirkete ortak oldu?
Hangi şirket el değiştirdi?
Hangi şirket evlendi, hangisi ayrıldı?
Bunların önemli bölümü zaten ticari hayatın doğal akışı içerisinde gerçekleşen işlemler.
Hele son yıllarda ekonomik şartların, miras hukukunun, şirketlerin yeniden yapılanmasının ve ortaklık modellerinin değiştiği bir ortamda şirket evlilikleri kadar şirket ayrılıkları ve hisse devirleri de olağan hale geldi.
Bunları bağlamından koparıp “skandal”, “hile”, “hülle” gibi ifadelerle pazarlamaya çalışmak, önce kullanılan yöntemin ciddiyetini tartışmalı hale getirir.
Yasalara uygun biçimde yapılmış ticari işlemleri kirli bir senaryonun parçasıymış gibi göstermek, Bursa iş dünyasında karşılık bulmaz.
Çünkü Bursa iş dünyası neyin ticari işlem, neyin siyasi hesap olduğunu ayırt edecek kadar tecrübelidir.
SERVETİNİN KAYNAĞINI GİZLEYEN YOK…
Kimse çıkıp servetimin kaynağı sünnet altınları, düğün takıları, altın günü birikimleri demiyor.
Kimse ticari hayatını gizli kapaklı yürütmüyor.
Bursa sanayi ve ticaret hayatının lider firmalarının en yenisi sermaye ve güç olarak yarım asırlık bir geçmişe sahiptir.
Ama geçmişte Bursa benden daha az vergi verdiği halde " başkanlık dönemimde Bursaspor’a 14 milyon lira verdim” şeklindeki tartışmaların ardından, paranın kaynağı sorulduğunda “annemden altın ödünç aldım” açıklamasının yapıldığını da Bursa unutmadı.
Bursa’nın batısında kirada oturan bir muhasebecisinin üzerine satın alındığı bilinen binlerce dönümlük araziler konusunda ortaya atılan iddiaları da Bursa kamuoyu unutmadı.
O nedenle bugün başkalarının ticari geçmişini didik didik ederek siyaset yapmaya kalkışanların, önce kendi geçmişleriyle yüzleşmeleri gerekir.
Çünkü hafıza-i beşer nisyanla malul olabilir ama Bursa’nın hafızası sandığınız kadar zayıf değildir.
ÖZER MATLI’YA GELİNCE…
Özer Matlı’nın iş insanı olarak attığı adımları takdirle izleyenlerdenim.
Matlı Grubu’nun, nakit paranın kral olduğu ve ekonomik açıdan son derece zor dönemlerden geçilen bir süreçte başta Yörsan ve Keskinoğlu olmak üzere gıda sektörünün önemli şirketlerini bünyesine katmasını bir Bursalı olarak gurur verici buluyorum.
Dünya çapında bir perakende markası yaratma çabasını da önemsiyorum.
Özer Matlı’nın vizyonunu takdir ettiğimi her zaman söyledim.
Adaylığına da saygı duyuyorum.
Ancak dostluk, her söylenene alkış tutmak değildir.
Dostsanız yanlış gördüğünüz yerde uyarmasını da bileceksiniz.
Benim itirazım Özer Matlı’nın adaylığına değil.
Benim itirazım, onun dışında bazı mihraklar tarafından yürütüldüğüne inandığım kirli kampanyaya…
Paylaşılan her satıra, her görsele, her imaya itiraz ediyorum.
Ve bunları doğru bulmadığımı açıkça söylüyorum.
Çünkü Bursa’da kimse;
“Bursa benim.”
“Bursa siyasetinin sahibi benim.”
“Bursaspor benim.”
diyerek ortalıkta dolaşamaz.
Bursa insanı uysaldır.
Ama akılsız değildir.
Bursa insanı sabırlıdır.
Ama hafızasız değildir.
Ve Bursa’nın çok güzel bir sözü vardır:
“Doğrunun acelesi yoktur.”
KİRAZLI YAYLA ÖRNEĞİ
Kampanyanın liderinin(!) vizyonunu görmek için Kirazlı Yayla Tesisleri üzerinden yapılan eleştirilere bakmak bile yeterli.
Bursa’ya dün gelmiş, beton kafalı birinin, tesisin bugün bulunduğu noktaya nasıl geldiğini, geçmişte oranın ne durumda olduğunu bilmeden ahkâm kesmesi elbette mümkün.
Çünkü insan neyi biliyorsa, dünyayı da o kadar görür.
Vizyonu yalnızca para olanın Uludağ’a bakışı da beton üzerinden olur.
Oysa Kirazlı Yayla Tesisleri, Uludağ’ın doğasına ve Bursa’nın geleceğine ilişkin farklı bir anlayışın ürünü olarak değerlendirilebilecek bir projedir.
Daha önce Uludağ’da düzenlenen ekonomi zirvelerinin önemli bölümünde organizasyon yükü BTSO’nun sırtında, organizasyonun kontrolü ise farklı çevrelerin elinde olurdu.
Gece eller havaya yapılan salon toplantıları, uyduruk düzenlemeler ve günü kurtaran organizasyon anlayışı…
Etkinlik sonunda elde kalan bir derginin para kazanması...
Bursa’nın marka değerine yakışıyor muydu?
BTSO buna “dur” dedi.
Kongrelerin, eğitimlerin ve iş dünyası buluşmalarının yapılabileceği nitelikli bir tesis ortaya koydu.
Bir tesisin yapılmasından daha önemli olan, sürdürebilirliğidir.
Bunu formülü bulmak vizyon ister.
Bugün Bursa’nın gurur duyduğu Merinos Atatürk Kongre ve Kültür Merkezi'ne bile sırf çamur atmak için “beton” üzerinden yaklaşan bir anlayışa şaşırmam.
Çünkü mesele proje değildir.
Mesele vizyon eksikliğidir.
HOROZ RESMİ ÇİZİP ALTINA HOROZ YAZILMAZ!
Bütün bu süreci yakından takip eden, gelişmeleri doğru okumaya çalışan bir kalem olarak yazılarımda zaman zaman bir horoz resmi kullandım.
Çünkü horoz öter.
Güneşi haber verir.
Ama horozun ne olduğunu anlatmak için altına “HOROZ” yazmak gerekmez.
İşte Bursa’da da böyledir.
Horoz resmi çizip altına horoz yazılmaz!
Çünkü Bursa’nın mayasında akıl vardır.
İzan vardır.
Vicdan vardır.
Tecrübe vardır.
Bir şey söylendiğinde hemen inanan değil, önce söylenen söze sonra da söyleyene bakan bir şehirden söz ediyoruz.
İşte bu yüzden seçim kampanyalarında ekip çok önemlidir.
Çünkü yanlış ekip, doğru adayı bile yanlış anlatabilir.
Yanlış yöntem, doğru projeyi bile tartışmalı hale getirebilir.
Yanlış dil, yılların emeğini birkaç sosyal medya paylaşımına kurban edebilir.
Bursa iş dünyasının ihtiyacı kavga değil.
İftira hiç değil.
Bursa’nın ihtiyacı;
Vizyonun yarışmasıdır.
Projelerin yarışmasıdır.
Aklın yarışmasıdır.
Ve en önemlisi…
Bursa’ya kimin daha fazla değer katacağının yarışmasıdır.
Bunun dışındaki her şey seçim kazanmak için kullanılabilir.
Ama Bursa’yı kazanamaz.
Çünkü Bursa, horoz resmine bakıp altındaki yazıyı okumaya ihtiyaç duymayan bir şehirdir.

