Bursa Kent Konseyi seçiminde tek aday olarak yarışan Orhan Samast ve ekibi, Genel Kurulun büyük çoğunluğunun desteğiyle göreve seçildi.
Toplantı öncesinde Orhan Başkan ile yaptığımız kısa sohbette, "Başkanım, Bursa Kent Konseyinin efsane bir başkanı vardı. Umarım onun bıraktığı mirasa layık bir dönem yaşatırsınız." dediğimde, hiç tereddüt etmeden, "Semih Pala Ağabeyimiz değil mi?" cevabını verdi.
Bu kısa diyalog, Kent Konseylerinin vizyon sahibi, kentini iyi tanıyan insanlar tarafından yönetildiğinde ne kadar önemli bir misyon üstlendiğini bir kez daha hatırlattı. Rahmetli Semih Pala, görev yaptığı dönemde sadece Büyükşehir Belediyesine farklı bakış açıları sunmakla kalmamış, Bursa halkının beklenti ve taleplerini ortak akıl süzgecinden geçirerek kamuoyuna ve yöneticilere aktaran örnek bir Kent Konseyi Başkanı olmuştu.
Orhan Samast'ın da bu anlayışı benimsemesi ve ekibinde Bursa'nın değerlerini yakından tanıyan isimlere yer vermesi nedeniyle başarılı olacağına inanıyor, yeni görevlerinde kendilerine başarılar diliyorum.
Genel Kurulun tek adaylı olması, açılış ve sunum konuşmalarının kısa tutulması sayesinde toplantı beklenenden erken tamamlandı.

Böylece Kent Konseyi Genel Kurulunu sonuna kadar takip eden yazarlar olarak, Bursa Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Şahin Biba ile tamamen plansız ancak son derece verimli bir kahve sohbeti yapma fırsatı bulduk.
Şahin Biba, konuşmasının hiçbir bölümünde Bursa'nın geçmişini karalamaya ihtiyaç duymadan, bugün yapılan çalışmaları ve geleceğe yönelik planlamaları anlattı. Amaçlarının Bursa'da yaşayan insanların mutluluğunu artırmak olduğunu söylerken, "Bilimsel bakış ve ortak aklın ışığında" yapılacak her türlü eleştiri ve katkıya açık olduklarını özellikle vurguladı.
Bursa'da siyasi ayrım gözetmeden tüm belediyelerle uyum içerisinde çalıştıklarını ifade etti. Açıkçası bizler de Osmangazi, Nilüfer, Mudanya, Gemlik, Mustafakemalpaşa ve Harmancık belediyelerinden benzer değerlendirmeleri daha önce duymuştuk.
Uzun yıllardır konuşulmasına rağmen hayata geçirilemeyen "Kent Anayasası" konusunda ciddi hazırlık yaptıklarını belirten Biba, "Bu anayasayı oluşturmadan ve Bursa'nın her metrekaresini planlamaya dahil etmeden geleceği sağlıklı şekilde inşa edemeyiz." değerlendirmesinde bulundu.
Trafik konusunda da dikkat çekici tespitler vardı. Yol genişletme ve rehabilitasyon çalışmalarının günü kurtardığını, ancak geleceğin ulaşım sorununu çözmeye yetmeyeceğini ifade etti. Büyük resmin doğru okunmasının şart olduğunu söyledi.
Gerçekten de Bursa'nın doğu-batı aksındaki ana arter üzerinde trafik ışığı sayısı oldukça sınırlı olmasına rağmen araçların adım adım ilerlemesinin en önemli nedenlerinden biri, anayola çok sık verilen giriş-çıkış bağlantılarıdır. Yaklaşık her 50 metrede bir oluşturulan bu bağlantılar trafik akışını ciddi şekilde olumsuz etkiliyor.
İstanbul'da bir kavşağı kaçırdığınızda kilometrelerce yol kat etmek zorunda kalırken, Bursa'da neredeyse her 50 metrede bir dönüş imkânı bulunuyor. Buna bir de dünyada örneği olmayan "Arabam dükkânımın önünde dursun" anlayışı ve yetersiz denetimler eklenince trafik sorunu daha da büyüyor.
Bursa'nın çözüm bekleyen en önemli meselelerinden biri de katı atık yönetimi.
Nasıl ki banyosu, tuvaleti ve kanalizasyon sistemi olmayan bir evde yaşamak mümkün değilse, katı atık bertaraf sistemi bulunmayan bir şehirde de yaşamak mümkün değildir. "Çöplük olmasın." demek kolaydır; ancak her gün üretilen binlerce ton atığın bilimsel yöntemlerle bertaraf edilmesi de bir zorunluluktur.
Belki birçok kişinin bilmediği bir bilgiyi paylaşayım.
Yaklaşık 100 bin nüfuslu Bursa'nın ilk çöp döküm alanı, 1960'li yıllarda Santral Garaj'ın bulunduğu, bugünkü Kent Meydanı bölgesiydi.
O yıllarda çevresi mezbaha, tabakhane ve dökümhanelerle çevriliydi.
Daha sonra çöp döküm sahası Atıcılar-Demirtaş bölgesine taşındı.
Bu iki noktada da atıklar vahşi depolama yöntemiyle doğaya terk ediliyordu.
Bugün kullanılan Geçit-Hamitler Katı Atık Depolama Tesisi ise teknolojinin kullanıldığı ilk modern uygulamalardan biri oldu. Ancak bu tesis de artık ekonomik ömrünün sonuna yaklaşmış durumdadır
Bursa bugün yaklaşık 4 bin ton günlük atık üretiyor.
Mevcut tesis kullanım ömrünü tamamladığında bu atıkların nereye gideceği sorusuna mutlaka bilimsel ve uygulanabilir bir cevap verilmesi gerekiyor.
Bu nedenle yıllar önce gerekli ÇED raporları alınmış, bilimsel kriterlere göre uygunluğu değerlendirilmiş ve yakın dönemde de imzalanarak Kayapa-Kuruçeşme bölgesinde çevreye duyarlı Katı Atık Geri Kazanım ve Bertaraf Tesisi kurulması kararlaştırılmıştı.
Bu süreci sürekli ertelemek ya da bilimsel ve ekonomik temeli bulunmayan "TEKNOSAB'a taşınsın" tartışmasını gündemde tutmak doğru değildir. Ömer Faruk Çiftçi Kardeşimin vurguladığı gibi Organize sanayi bölgelerinin kuruluş mevzuatı buna uygun olmadığı gibi, bana göre de iki katına çıkacak taşıma mesafesi hem zaman hem de maliyet açısından önemli yük oluşturacaktır.
Bu konuyu Şahin Biba'ya da sordum.
"Parayı bir şekilde bulduk diyelim ama kaybedilen zamanı geri getiremeyiz. Bilimsel karşılığı olan her tartışmanın içindeyim. Ancak 'Benim ilçemde olmasın' anlayışıyla yürütülen siyasi tartışmaların tarafı olmam." sözleri dikkat çekiciydi.
Büyükşehir Belediye Meclisinde de farklı görüşleri sabır ve saygıyla dinlemesi bu yaklaşımını doğruluyordu.
Bana göre Bursa Büyükşehir Belediyesinin yapması gereken en önemli işlerden biri de sosyal medyada dolaşan bilgi kirliliğine karşı bilimsel verileri, somut örnekleri ve teknik gerçekleri vatandaşlarla daha güçlü şekilde paylaşmasıdır.
Unutulmamalıdır ki Bursa'nın ilçeleri henüz bugünkü yapısına kavuşmadan önce kurulan üç çöp toplama alanının tamamı bugünkü Osmangazi sınırları içerisindeydi.
Buna rağmen Osmangazi ne yaşanmaz bir ilçe oldu ne de Bursa'nın kalbi olma özelliğini kaybetti.
İnanıyorum ki aklıselim ve bilimin rehberliğinde Bursa için en doğru çözüm yine bulunacaktır.
Son olarak dikkat çekmek istediğim bir başka konu daha var.
Nilüfer'in İnegazi bölgesinde yaklaşık 12 yıl önce ÇED raporu alınmış ve bugün yatırımcı bekleyen bir çimento fabrikası ruhsatlı alan bulunuyor. Bursa'ya bir çimento fabrikasının etkileri tartışılırken, ikinci bir çimento fabrikasına izin verilmesine dikkat çekerim.
Bana göre Bursa'nın geleceği açısından asıl üzerinde durulması gereken çevresel risk, bu konu olmalıdır.