Şirketlerin ve Kurumların kuruluş yıldönümleri, çeşitli etkinlik kutlamaları için adı büyük mekânlarda yemekler veriliyor.
Basın mensuplarının sözcüsü değilim ama bizler daveti “şereflendirmek” için değil o geceyi haber yapmak için çağırılıyoruz düşüncesindeyim.
Bu nedenle köşe yazarlarının hepsi bir arada dış kapı mandalı muamelesi görmeden, masalara serpiştirilmesinden yanayım.
Koltuklar düğün salonu gibi palto şemsiye çanta ile geleceklere rezerve edilmez. Maçlarda bile koltuklar bilete yazılır. Aslında en doğrusu isim olarak ayrılmasıdır.
Organizasyonlarda buna dikkat edilse iyi olur diyorum.
Sonuç olarak bizler de oraya karın doyurmaya gitmiyoruz.
Kişisel olarak bu tür davetlerde özel bir siparişim olmadı ve olmaz.
Mekânı, yemeği çok beğendiysem birkaç gün sonra gider yer içer ve hesabımı öder çıkarım.
Yemek konusu çok önemlidir.
Geçen hafta üç davet vardı ikisine katıldım.
Sondan başlamam gerekirse NOSAB’ın 25 nci yıl yemeğine Erol Gülmez Başkan’ın daveti üzerine katıldım.
Bir kutlama yemeği olduğu için çok iyi hazırlanılmış, canım ülkemin her yöresinden derlenen halk oyunları ile başlayan gece Mustafa Keser ile noktalandı.
İçerik üzerine diyeceklerim bu kadar ancak titizlikle hazırlanan muhteşem menü ve lezzeti damak çatlatacak kadar güzeldi.
GASTRO SANAYİ olarak hizmet veren üzeri açılabilen ve 1000 kişiye kadar hizmet verebilen çok güzel mekânda servis saat gibi çalışarak herkesi mutlu etti.
Muhalif Kimliği ile öne çıkan Yüksel Baysal ile aynı masada idik. “Abi sonradan gurme olarak menüye, lezzetlere ve servise hayran kaldım” dedi son anda muhalif kimliğinin gereği tatlı biraz ağır geldi dedi. Geçen akşam gittiği davetin menüsünün ve lezzetlerinin çok sorunlu olduğunu söyledi.
Ben de menü menemen olsun ama tuzu biberi yerinde olsun diyenlerdim..
Ben de onun katılmadığı benim katıldığım yemek için aynı şeyleri söyledim.
Söz konusu iki mekanın biri uluslararası marka, diğeri Bursa’da dolu dizgin giden bir davet…
Baysal benden bir gün önce davranıp yazısını döşedi.
Masanın memnuniyetini iletmek ve teşekkür etmek üzere için mekânın sahibini aradım. Nerede olduğumu sordu salondayım dedim ve bir dakika sonra geldi ve bir yandan teşekkürleri kabul etti, bir yandan da iki oğlumun cemiyetinin yapıldığı mekanların profesyoneli olan Fazıl Kardeşimle hasret giderdik.
NOSAB Gastro Sanayi’nin büyük mekanının yanı sıra lezzetseverlerin bildiği ve gittiği öğle akşam yemekleri hizmeti verildiği bir lokanta üzerinde de küçük grupların ağırlandığı mini bir salonu var.
Burada otopark parası da vermiyorsunuz.
Bir deneyin diyorum
Bu bir reklam değil marifetin iltifata olan borcudur.
Konuyu bir de tersten okursak aynı belki de Marka adına daha fazla para ödenerek gidilen mekânların kendine gelmesi hizmet ve lezzet anlayışını sorgulaması gerekir diye düşünüyorum.
Bir davet için 300- 500 kişilik mekân ayarlamak yönetim kurulu başkanının işi değil, profesyonel yöneticilerin işidir ve onların da bu konulara amatörce bakma hakları yoktur..
Çünkü “davet” edenin şerefidir.
O şerefin sahibine “paramla rezil oldum” dedirtemezsiniz.