BTSO’da seçim var.
Seçim güzeldir. Hele alternatiflerin, projelerin, vizyonların ve Bursa’nın geleceğine dair farklı fikirlerin yarıştığı seçimler çok daha güzeldir. Ahlaka mugayir iftiraların, kişisel hesaplaşmaların ve sosyal medya üzerinden yürütülen karalama kampanyalarının olmadığı seçimler ise hem kurumlara hem de Bursa’ya değer katar.
Unutulmasın ki; BTSO Yönetim Kurulu Başkanını BTSO üyeleri seçecek ve bir sonraki seçime kadar uyum içerisinde yönetilecektir.
BTSO Meclisini kahvesi ayrı, camisi ayrı, düğünü, derneği ayrı bir yapıya çevirmek kimsenin haddi değildir.
Çünkü seçimler, geçmişi karalamaktan çok geleceği anlatma yarışıdır.
Evladını, kendi başaramadığı işleri başaracak projelerin toplamı olarak gören; ancak onun bilimsel, sosyal ve yönetsel yeterliliğini sorgulamayan bir anlayışın, kişisel intikam duygusuyla sosyal medyada ortaya attığı dayanaksız iddialarla seçim kazanması mümkün değildir.
TEKNOSAB da bu anlayışın hedef tahtasına koyduğu projelerin başında geliyor.
Oysa ben TEKNOSAB’ı yazmak olsun diye yazmadım.
Bursa’nın 150 binlerden 3,5 milyonlara uzanan nüfus yolculuğuna tanıklık etmiş, bu şehrin hem yaptığı hizmetleri hem de yapılan yanlışları görerek bugünlere gelmiş biri olarak söylüyorum:
Bursa’nın yaklaşık 70 yıllık en büyük problemi, şehir planlarının zamanında yapılmaması ve yapılan planlara gerektiği gibi uyulmamasıdır.
Bugün Bursa’nın yaşadığı trafik, sanayi, konut, ulaşım ve çevre sorunlarının önemli bir bölümü plansız büyümenin sonucudur.
1950’li yıllarda İstanbul’da 60 metre genişliğinde Vatan ve Millet caddeleri yapılırken, “Bu kadar geniş yollara ne gerek var, öküzün boynuzları mı takılacak?” anlayışıyla itiraz eden zihniyetin benzerlerini 2026 yılında Bursa’da görmek gerçekten hazindir.
Çünkü şehirler günü kurtarmak için değil, gelecek nesiller düşünülerek planlanır.
TEKNOSAB BİR ARSA PROJESİ DEĞİLDİR
TEKNOSAB’ı yalnızca bir sanayi bölgesi ya da arsa tahsisi üzerinden değerlendirmek, projenin gerçek hedefini görmemektir.
TEKNOSAB, günübirlik ortaya çıkmış bir proje değildir.
Fikir aşamasından planlamaya, kamulaştırmadan tahsise, altyapıdan yatırıma kadar on yılı aşan bir sürecin ürünüdür.
Temel hedef ise açıktır:
Bursa sanayisini yüksek teknoloji, yüksek katma değer, üretim ve ihracat odaklı yeni bir modele taşımak.
Bu nedenle TEKNOSAB’ın ortaya çıkışında yalnızca BTSO’nun değil; Bursa Valiliği başta olmak üzere kamu kurumlarının, yerel yönetimlerin, sanayi kuruluşlarının ve iş dünyasının ortak iradesinin önemli bir payı bulunmaktadır.
Nitekim dönemin Sanayi ve Teknoloji İl Müdürü M. Latif Deniz ile yaptığım görüşmede de bu konuyu özellikle vurguladı...
Deniz’e göre TEKNOSAB’ın kuruluş dönemindeki en önemli avantajlardan biri, Bursa’daki kurumların aynı hedef etrafında birleşebilmesiydi.
Dönemin Bursa Valisi Münir Karaloğlu, BTSO Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Burkay ve ilgili kamu kurumları yakın bir çalışma içerisinde hareket etti.
Yani TEKNOSAB bir gecede helvacı kağıdına yazılmış bir proje değil devlet projesidir.
Bu noktada çok önemli bir gerçeğin altını çizmek gerekiyor:
Bir organize sanayi bölgesi oluşturmak, harita üzerinde bir alan belirlemekten ibaret değildir.
Çok sayıda mülkiyet sorununun çözülmesi, hukuki süreçlerin tamamlanması, kamulaştırmaların yapılması ve bütün bu süreçlerin kamu yararı gözetilerek yürütülmesi gerekir.
TEKNOSAB’da da bu süreç Valiliğin koordinasyonunda, Yatırım İzleme ve Koordinasyon Başkanlığı (YİKOB) tarafından yürütüldü.
Dolayısıyla bugün yalnızca parselleri ve arsa değerlerini konuşarak TEKNOSAB’ı değerlendirmek, projenin nasıl ortaya çıktığını görmezden gelmektir.
Hatta basiretli bir iş insanı için defodur.
ARSA DEĞİL, ÜRETİM
TEKNOSAB’da sanayiciye yalnızca boş bir arazi teslim edilmiyor.
Yol yapılıyor.
Elektrik altyapısı kuruluyor.
Doğal gaz getiriliyor.
Su ve atık su sistemleri oluşturuluyor.
Arıtma tesisleri kuruluyor.
Fiber altyapı hazırlanıyor.
Enerji ve lojistik yatırımları gerçekleştiriliyor.
Bütün bunların arsadan çok daha fazla bir maliyeti var.
Bu nedenle bir sanayi parselinin yıllar sonraki piyasa değeri ile ilk tahsis bedelini yan yana koyup “rant” hesabı yapmak, yatırımcının üstlendiği toplam maliyeti ve yatırım yükümlülüklerini yok saymak anlamına gelir.
Bir OSB’nin temel amacı arsa almak ve beklemek değildir.
Fabrika kurmak, makine yatırımı yapmak, teknoloji geliştirmek, istihdam oluşturmak, üretmek ve ihracat yapmaktır.
Dolayısıyla TEKNOSAB açısından gerçek başarı ölçüsü arsanın kaç lira değer kazandığı değil;
Kaç fabrika kurulduğu, ne kadar üretim yapıldığı, kaç kişiye istihdam sağlandığı, ne kadar ihracat gerçekleştirildiği ve ne kadar teknoloji üretildiğidir.
Bence tartışmanın merkezine konulması gereken soru da budur.
“KİRLİ OYUN” YERİNE GERÇEKLERİ KONUŞALIM
TEKNOSAB üzerinden yapılan arsa değeri ve rant tartışmalarında yalnızca ilk tahsis bedeline bakılması sağlıklı bir değerlendirme değildir.
Çünkü sanayi yatırımının maliyeti sadece arsadan ibaret değildir.
Altyapı, enerji, ulaşım, lojistik, arıtma, çevre yatırımları ve diğer yükümlülükler de yatırımcının karşı karşıya olduğu maliyetlerdir.
Üstelik tahsislerin de belirli kriterler, mevzuat, yatırım taahhütleri ve süreler çerçevesinde gerçekleştirildiği unutulmamalıdır.
Bu nedenle TEKNOSAB’ı eleştirmek isteyenlerin elbette eleştirme hakkı vardır.
Ancak eleştiri ile iftira arasındaki çizgiyi korumak gerekir.
Belge varsa ortaya konulur.
Rakam varsa konuşulur.
Yanlış varsa gösterilir.
Ama Bursa’nın geleceği üzerinden siyasi veya kişisel hesaplaşma yapmak, bu şehre hiçbir şey kazandırmaz.
BURSA’NIN PLANSIZLIK HESABI
Bursa’da yıllardır “önce plan yapalım” demek yerine, “önce fabrikayı yapalım, plan sonra gelir” anlayışının bedelini hep birlikte ödüyoruz.
Ankara yolu boyunca Akiniş rampalarına kadar uzanan sanayi ve ticaret yapılanması…
İzmir yolu boyunca Gölyazı yönüne kadar tarım alanları üzerinde oluşan baskı…
Altyapısı sonradan düşünülen bölgelerde kaç tane TEKNOSAB arazidir vardır diye bir düşünelim.
Ama karayollarından yol, belediyelerden elektrik, su ve diğer hizmetleri bekleyen plansız sanayi alanları…
Bunlar Bursa’nın gerçek meseleleridir.
Bugün toplam alanı TEKNOSAB’ın birkaç katına ulaşan plansız yapılaşmalara zamanında yeterince itiraz etmeyenlerin, planlı bir sanayi bölgesi olan TEKNOSAB üzerinden sürekli “rant” tartışması üretmesini anlamakta zorlanıyorum.
Bir zamanlar şehir dışında olan Bursa Organize Sanayi Bölgesi’nin bugün kentin içerisinde kalması da kendi kendine gerçekleşmedi.
Bademli’nin, Nilüferköy’ün, Balat’ın ve çevresinin zaman içerisinde yoğun yapılaşmaya açılması; sanayi, konut ve ticaret alanlarının birbirine yaklaşması Bursa’nın planlama sorunlarının sonucudur.
Yakın gelecekte BOSB nin taşınması bile gündeme gelecektir.
Asıl sorgulanması gereken de budur.
Çünkü şehir planlamasında hata yaparsanız, yıllar sonra o hatayı düzeltmenin maliyeti çok daha ağır olur.
Çataltepe örneği ise Bursa’nın planlama ve yatırım konusunda neden uzun vadeli düşünmek zorunda olduğunu gösteren önemli derslerden biridir.
TEKNOSAB’IN YENİ AŞAMASI: KOBİ OSB
TEKNOSAB’ın yalnızca büyük sanayi kuruluşlarından ibaret olmadığını gösteren önemli gelişmelerden biri de KOBİ OSB modelidir.
Bursa ekonomisinin omurgasını oluşturan KOBİ’lerin önemli bir bölümü şehir içerisinde sıkışmış durumda.
Büyümek isteyen ancak uygun üretim alanı bulamayan işletmelerin planlı ve modern sanayi alanlarına taşınması, Bursa’nın geleceği açısından büyük önem taşıyor.
Bu kapsamda 500, 1.000, 2.000 ve 3.000 metrekarelik modüler üretim alanlarının oluşturulması öngörülüyor.
Bunun anlamı çok açık:
KOBİ’ler ana sanayiye yaklaşacak.
Tedarik zincirleri güçlenecek.
Lojistik maliyetleri düşecek.
Teknoloji transferi hızlanacak.
Üretim kapasitesi artacak.
İhracat güçlenecek.
Ve en önemlisi, şehir içerisinde plansız biçimde sıkışmış sanayi işletmelerinin daha düzenli alanlara taşınmasının önü açılacak.
İşte buna sanayi ekosistemi denir.
BURSA’NIN GELECEĞİ PLANLANMALIDIR
TEKNOSAB’ın başarısını yalnızca kaç fabrikanın kurulduğuyla değerlendirmek de eksik olur.
Asıl başarı, Bursa’nın sanayi geleceği için ortaya konulan vizyonun ortak akıl ve kurumlar arası iş birliğiyle hayata geçirilmesidir.
Bursa artık 150 bin nüfuslu Bursa değil.
Milyonlarca insanın yaşadığı, Türkiye ekonomisinin en önemli üretim merkezlerinden biri olan dev bir metropol.
Böylesine büyümüş bir kenti eski alışkanlıklarla yönetmek mümkün değildir.
Bugün konuşmamız gereken şey, geçmişte kimin ne söylediğinden çok, Bursa’nın önümüzdeki 50 yılını nasıl planlayacağımızdır.
1/100 binlik çevre düzeni planı ve Bursa’nın uzun vadeli kent vizyonu bu nedenle hayati önem taşıyor.
Bursa’nın sanayisini nereye taşıyacağız?
Tarım alanlarını nasıl koruyacağız?
Konut ve sanayi dengesini nasıl kuracağız?
Ulaşım sorununu nasıl çözeceğiz?
Lojistik merkezlerini nasıl planlayacağız?
KOBİ’leri nerede büyüteceğiz?
Bursa’nın üretim gücünü nasıl daha yüksek teknolojiye taşıyacağız?
Bunları konuşmak yerine birbirimize iftira atarsak, kaybeden yalnızca bir seçim değil, Bursa olur.
SON SÖZ
TEKNOSAB’ın elbette eleştirilecek yönleri olabilir.
Her büyük projede olduğu gibi burada da yanlışlar varsa konuşulmalı, eksikler varsa tamamlanmalı, kamuoyunun soruları varsa cevaplanmalıdır.
Ama büyük projeleri değerlendirirken önce neye bakmamız gerektiğini de bilmeliyiz.
Arsa değerine mi, üretime mi?
Ranta mı, yatırıma mı?
Günü kurtarmaya mı, geleceği planlamaya mı?
Benim tercihim belli:
Arsa değil, üretim.
Rant değil, yatırım.
Günü kurtarmak değil, Bursa’nın geleceğini planlamak.
TEKNOSAB’ı tartışacaksak, rakamlarla ve belgelerle tartışalım.
Bursa’nın sanayisini konuşacaksak, gelecek 50 yılı konuşalım.
Bursa’nın şehir planlamasını konuşacaksak, yıllardır ertelenen 1/100 binlik kent vizyonunu artık gerçekten hayata geçirelim.
Çünkü Bursa’nın artık kısır çekişmelere değil, ortak akla, cesur projelere ve uzun vadeli bir vizyona ihtiyacı var.
Kirli hesapların değil, doğru projelerin ortağı olalım.
Çünkü bazı projeler sadece bugünü değil, bir şehrin geleceğini inşa eder.
TEKNOSAB da böyle bir projedir.