SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

AKHİLLEUS SENDROMU

Yazının Giriş Tarihi: 12.09.2026 20:10
Yazının Güncellenme Tarihi: 12.09.2026 20:16

Merhabalar kıymetli okurlarım...

Karşınıza yine dünyanın tozu toprağına karışmış, hırslarımın, zaferlerimin, pek çok kez olduğum gibi yenilgilerimin kokusu sinmiş olarak geldim çıktım ya da çıkayazdım; artık siz nasıl derseniz, hoşunuza ne giderse öyle tamamlayın cümleyi.

Pek hayli vakit geçti kalemi elime almayalı.

Hemen hemen her gün niyetlenip yazmayı becerememek de zor bir zanaat.

Ya da nasip bugüneymiş diyelim.

Ne zaman yazmaya başlasam veya yazmaya niyet etsem, aklıma ve gönlüme Kalem Suresi düşüverir.

Hz. Allah, ayet-i kerimesinde, “Nûn. Kaleme ve yazdıklarına andolsun.” diye buyurur.

Ve ne zaman sizin karşınıza çıkacak olsam, bu ayetin ağırlığı altında tüm bendim ezilir gibi olur.

Kalem sahibi olmak, sanıldığı kadar basit bir mesele olmadığının bilincinde, yazmaya, karalamaya gayret eden bir kardeşiniz olarak bugün karşınıza Akhilleus hikâyesi ile çıkmaya niyet ettim.

Bir çoğunuzun Truva filminden tanıdığı ya da duyduğu Aşil’den bahsedeceğim.

Fakat filmden bağımsız, başka bir hikâyesini, çok öncesini anlatacağım sizlere.

Akhilleus’un annesi tanrıça, babası ölümlü bir kral olan yarı tanrıdır. Peleus ile su tanrıçası Thetis’in oğludur.

Efsaneye göre Thetis, oğlu Akhilleus’u (Aşil’i) çok sever, gözünden bile sakınırmış ve oğlunu ölümden korumak, kurtarmak istemiş. Oğlu Aşil’i kutsal nehir Styx’te yıkarken, ölümsüz kılmak için topuğundan tutarak suya daldırır. Bu nehrin suları, yenilmezlik ve ölümsüzlük veren özelliktedir.

Nehrin kutsal sularında yıkanan Aşil’e kılıç, mızrak, ok; hiçbir insan yapımı silah işlemez olmuş.

Yani vücudu ölümsüz hâle gelmiş.

Sadece bir yer hariç.

Annesi Thetis, oğlunu ölümsüzlük nehri Styx’te yıkarken elini suya değdirmemesi gerektiği için onu sol topuğundan tutup suya batırmış.

Yalnızca oradan vurulursa öleceğine inanılırmış.

Kaderin cilvesidir ki Thetis’in biricik oğlu Aşil, Truva prensi Paris tarafından okla sol topuğundan vurularak öldürülür.

Aşil tendonunun adı da buradan gelir aslında.

Şimdi, “Siz bu adam Aşil’den nerelere gelecek?” diye merakla okuduğunuzu varsayarak konuyu toparlıyorum:

Evlat sahibi olanlarınız, kıymetli çocuklarınıza tıpkı Thetis’in yaptığı gibi oluşturduğunuz yapay cennetlerde onlara sağladığınız o konforla aslında en büyük düşmanlığı yaptığımızın farkına varmalıyız.

Çocuklarımıza her istediklerini vermekle, almakla aslında buranın dünya olduğunu gerçeğini unutturduğumuzun farkına varmalıyız.

“Benim kızım kesinlikle ağlamayacak, oğlum ne isterse olacak, benim olmadı, onların olsun.” gibi beylik ve küstahça düşüncelerle benliği büyümüş, tek amacı arzularını ve hevalarını yerine getirmek olan; bunları yerine getiremediğinde dipsiz bir varlık ve benlik savaşına girecek ve bu savaşı birçoğunun kaybedeceğini bilmek için âlim olmamıza gerek var mı ki?

Çocuklarımızı hayatın bütün kötülüklerinden koruyamayacağımızı, bütün yaralarını bizim saramayacağımızı, bütün yollarını bizim açamayacağımızı ne zaman anlayacağız?

Çocuklarımıza her şeyi hazır vermek, onların önlerine hiçbir engel koymamak, düştüklerinde daha yere değmeden kaldırmak belki o an için merhamet gibi görünüyor. Fakat bazen merhamet zannettiğimiz şey, insanı hayat karşısında güçsüz bırakan en büyük kötülük olabiliyor.

Çünkü çocuk düşmeyi bilmezse yürümeyi nasıl öğrenecek?

Kaybetmeyi bilmezse kazanmanın kıymetini nasıl anlayacak?

Yokluğu bilmezse elindekinin şükrünü nasıl taşıyacak?

Ve en önemlisi, hayatın her zaman istediği gibi olmayacağını öğrenmeden büyüyen bir çocuk, istediği olmadığında kendisiyle nasıl baş edecek?

Çocuklarınıza oluşturduğunuz yapay cennetin kapısından çıktıklarında, acımasız, kirli ve merhametsiz dünyanın eşiğinden içeri attıkları ilk adımda tarumar olacaklarını; sol ayak topuğundan vurulup dipsiz bir kuyuya düşecekleri gerçeğiyle yüzleşmeden evvel, çocuklarımızı içinde bulunduğumuz dünyaya hazırlayalım.
Onlara her zaman birilerinin ellerinden tutmayacağını, bazen yalnız yürüyeceklerini, bazen kapıların yüzlerine kapanacağını, bazen çok istedikleri hâlde kazanamayacaklarını öğretelim.

Bırakalım biraz da yorulsunlar.

Bırakalım bazen kaybetsinler.

Bırakalım bazen istedikleri olmasın.

Bırakalım hayatın kendilerine her zaman “evet” demediğini görsünler.

Ve biz bugün çocuklarımızın her “hayır” karşısında kırılmasına sebep olursak, yarın hayatın önlerine koyacağı büyük “hayır”ların altında ezilmelerine de zemin hazırlamış oluruz.

Hayat hiçbirimize altın bir tepside, gümüş bardaklarda sunulmadı.

Otuz yaşımın ilk haftasını yaşarken hâlâ birçok şeyin mücadelesini verdiğimi ve Rabb’im ömür verdiği müddetçe de kavga edeceğimin bilincinde olmanın hamdini yaşıyorum.

Daha yolun başında olduğumu biliyorum.

Daha kaybedeceğim çok şey, kazanacağım çok zafer, düşeceğim çok çukur, çıkacağım çok yokuş var.

Belki yine yenileceğim.

Belki yine ayağa kalkacağım.

Belki bugün doğru bildiğim bazı şeylerin yarın yanlış olduğunu göreceğim.

Ve belki çocuklarıma bırakabileceğim en büyük miras, onların önlerinden bütün taşları temizlemek değil; taşlara takıldıklarında yeniden yürümeyi öğretebilmek olacak..

Ama bütün bunların içerisinde, hayatın beni bir fanusun içerisinde değil, hayatın tam ortasında yetiştirmesine razıyım.

Kaleme ve satır satır yazdıklarına andolsun…

Vesselam..

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.