Merhabalar, kıymetli okurlarım.
Bizlere yazma ufku veren Hz. Allah’a hamd ederek başlamak istiyorum yazıma.
Bunca melanetin ortasında bana soluklanmayı, dertlerimi, sıkıntılarımı satırlara dökmeyi nasip eden Rabbime hamd ediyorum.
Herkes okusun diye değil, birileri okusun diye yazdıran Rabbime hamd ediyorum.
Kalemin ağırlığını ve bilincini bana bahşeden Rabbime hamd ederek başlıyorum bugünkü yazıma.
Elhamdülillâhi Rabbi’l-âlemîn.
(Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur.)
Evet kardeşlerim, kalemimize yoldaşlık edenlerim; bugün sizlere içimizdeki hain keçileri anlatacağım.
Bizdenmiş gibi olan, bizim gibi konuşan, bizim gibi görünen ama yürekleri bizimle aynı çarpmayan alçak ve yüreksizleri yazacağım.
Rabbim ömür verdikçe bunların karşısında «Emrolunduğun gibi dosdoğru olacağım» ve sürüyü bunlara karşı her daim muhafaza edeceğim.
Ömrümün hiçbir safhasında kavga etmekten geri durmadım. Otuzlu yaşlarımın kıyısına geldiğim bu vakitlerde gözümüzü budaktan sakınacak değiliz, elhamdülillah.
Evet, hikâyemize gelecek olursak…
20. yüzyılın başlarında Amerika’da (Allah kahretsin), dev mezbahalarda koyunlar ne insanları takip ediyormuş ne de köpekleri; kesimhaneye giden rampanın önünde durup tek bir adım atmadan öylece bekliyorlarmış.
Amerikalılar bu problemi aşmak için bir keçiyi sürünün önüne koymuşlar.
Keçi rampayı tırmanmaya başladığında, koyunlardan biri peşine takılır, sonra bir diğeri, sonra bir diğeri derken hepsi…
Rampanın sonunda koyunlar kesime gidiyor; keçi ise geri dönüp aşağı iniyor ve yeni sürünün başına geçiyormuş.
Her turun ödülü ise tek bir sigaraymış.
Keçiler zamanla o sigaraya bağımlı olmuş ve düzen yıllarca sürmüş.
İşin en korkunç kısmı ise rampaya gelen her koyunun o keçiyi ilk kez görmesiydi.
Hiçbiri, kendinden önce kaç sürünün o rampadan geri dönmediğini bilmiyordu.
Onlar için o keçi; yolu bilen, korkmadan o yolu yürüyen, kendilerine benzeyen, onlardan olan bir liderdi.
Bizi uçuruma götüren nadiren kurttur.
Çünkü kurdu görünce kaçarız.
Bizi uçuruma götüren; bize benzeyen, kendinden emin yürüyen ve bunun karşılığında küçük bir ödül alan biridir.
Lakin kardeşlerim, hain keçinin en büyük mahareti, hain olduğunu gizlemesi değildir yalnızca; kendisini sürünün en sadık ferdi gibi gösterebilmesidir.
Zira kurt, koyun postunu giyse de bir gün dişlerini gösterecektir. Fakat hain keçi, sürünün dilini konuşur, sürünün türküsünü söyler, sürünün yürüdüğü yolda yürür. Hatta bazen en önde o vardır. İşte bu yüzden tehlikelidir. Çünkü insan, kendisine doğrultulmuş bir hançerden ziyade, sırtını güvenle yasladığı elin taşıdığı hançerle yaralanır.
İngilizcede bu keçinin bir adı var: Judas Goat, yani hain keçi.
Dün olduğu gibi bugün de içimizdeki hain keçilerle kavga etmek için kollarımızı sıvadık, hamdolsun.
Şunu da herkes bilsin ki bizim meselemiz, yolumuzda yürümeyenlerle değildir.
Herkesin bir hesabı, bir imtihanı, bir yürüyüşü vardır.
Bizim meselemiz, yürüdüğü yolu kutsal gösterip o yolun altını oyanlarladır.
Omzumuza elini koyup sırtımızdan hesap yapanlarladır.
Birlikten, kardeşlikten, davadan söz edip ilk fırsatta bunların hepsini kendi menfaatine kurban edenlerledir.
Zira insanın neye inandığını söyledikleri değil, ne uğruna vazgeçtikleri ele verir. Kiminin imtihanı makamdır, kimininki paradır, kimininki bir çift tatlı sözdür. Ve ne acıdır ki bazıları koskoca bir davayı, bir sigaralık menfaate değişir.
Yalnızca kendi çıkarı, kendi menfaati için hareket edenlerle Kâlû Belâ’dan başlayan bir husumetimin olduğunu buradan bir kez daha ilan ediyorum.
Sözleri haktan bahsedip hâl ve hareketleri şeytani olanlarla hayatımın hiçbir evresinde uzlaşmayacağım.
Ben, içinde bulunduğum sürüyü göz göre göre kesime götürmeyeceğim.
Çünkü benim için mesele, sürünün önünde yürümek değil; sürünün nereye yürüdüğünü bilmektir.
Her önde yürüyen yol göstermez, her yüksek sesle konuşan hakikati haykırmaz, her elini göğsüne vuran davasına sadık değildir.
Bazen en çok bizden görünen, bizi bizden koparmak için uğraşır.
Bazen en çok kardeşlikten söz eden, kardeşliğin altını oyar.
Bazen de en çok sadakat gösteren, ilk fırsatta ihanetin kapısını aralar.
Ben kimsenin gölgesinde büyümüş bir adam değilim ki birilerinin gölgesi çekilince karanlıkta kalayım.
Ne makamın verdiği itibara sığındım ne de insanların alkışını kendime kıble edindim.
Bizim hesabımız insanlarla değil, insanlığımızı hangi menfaate sattığımızladır.
Bugün susanların yarın konuşacağı, bugün saklananların yarın meydana çıkacağı günler elbet gelecektir.
Benim derdim kimin kazandığı değil, kazananın neyi kaybettiğidir.
Çünkü bazı zaferler vardır ki insanı yükseltirken küçültür; bazı yenilgiler vardır ki insanın başını secdeden kaldıracak bir izzet bırakır.
Çok sevdiğim bir kardeşimin de söylediği gibi, izzet ve şeref veren Cenâb-ı Allah’tır; bulunduğumuz makam, mevki, para ve pul değildir.
Sular biraz çekilsin, kim Musa, kim Firavun elbet ortaya çıkacaktır.
Kaleme ve yazdıklarına andolsun.
Vesselam