SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

EMEK, ADALET VE VİCDANIN BULUŞTUĞU GÜN....Hayırlı Cumalar...

Yazının Giriş Tarihi: 01.05.2026 11:46
Yazının Güncellenme Tarihi: 01.05.2026 11:51

İnsan yalnızca yaşayan bir varlık değildir; emeğiyle dünyayı kuran, alın teriyle zamana iz bırakan bir hakikattir. Bu yüzden emek, sadece bir geçim aracı değil; insanın onurla var oluşunun en sahici ifadesidir. Ne var ki modern dünya, bu hakikati çoğu zaman görmezden gelmekte; insanı üretimin bir parçasına, emeği ise alınıp satılan bir değere indirgemektedir.

İşte tam da bu noktada, hem 1 Mayıs’ın anlamı hem de Cuma’nın vicdan çağrısı aynı soruyu önümüze koyar: Emeğin hakkı verilmeden adalet mümkün müdür?

Emek ve Dayanışma Günü’nün tarihsel arka planı, bize açık bir gerçeği hatırlatır:

Hak, talep edilmeden verilmez.

Sekiz saatlik çalışma hakkı, insanca yaşam talebi ve sosyal güvenceler; Chicago’nun meydanlarında yükselen seslerin, alın terinin sömürülmesine karşı verilen mücadelenin sonucudur.

1977’de Taksim’de yaşanan acı hatıra ise, emeğin bedelinin bazen ne kadar ağır ödendiğini gösterir.

Bu gerçekler bize şunu söyler: Emek mücadelesi, sadece ekonomik değil; aynı zamanda ahlâkî ve vicdanî bir meseledir.

Bugün ise başka bir çelişki ile karşı karşıyayız. Üreten insan çoğu zaman en az kazanan olurken, emeğe en uzak olanın en çok pay aldığı bir düzen normalleştirilmeye çalışılıyor. “Daha çok çalış, daha az iste” anlayışı, insan onurunu zedeleyen bir dayatmaya dönüşüyor. Oysa hak ve hukuk, güçlü olanın değil; haklı olanın yanında durduğunda anlam kazanır.

İslâm’ın bu konudaki ölçüsü ise son derece açıktır ve tartışmaya yer bırakmaz:
“İşçinin ücretini, alın teri kurumadan veriniz.”

Bu ilke, sadece bireysel bir ahlâk çağrısı değil; aynı zamanda toplumsal düzenin temelidir.

Çünkü İslâm’da emek kutsaldır, kazanç helal dairesinde değerlidir ve kul hakkı en ağır sorumluluklardan biridir.

Bir insanın emeğini eksik vermek, sadece bir ekonomik haksızlık değil; aynı zamanda vicdanı yaralayan bir zulümdür.

Cuma ise bu hakikatin hatırlandığı bir duraktır

. Hutbelerde adaletin, hakkaniyetin ve kul hakkının vurgulanması boşuna değildir. Çünkü adalet; yalnızca mahkeme salonlarında değil, iş yerlerinde, sofralarda ve hayatın en sade anlarında tecelli eder. Bir işçinin nasırlı elinde, bir annenin fedakârlığında, helal kazanç peşinde koşan herkesin sessiz direnişinde…

Şu gerçeği artık açıkça söylemek gerekir:

Emeğin değersizleştirildiği bir yerde ne adalet kök salar ne de huzur yeşerir.

Ve yine bilinmelidir ki; kul hakkının ihmal edildiği bir düzen, ne kadar güçlü görünürse görünsün, vicdan terazisinde eksiktir.

Bugün hem 1 Mayıs’ın hatırlattığı mücadele bilinciyle, hem de Cuma’nın manevî sorumluluğuyla kendimize şu soruyu sormalıyız:

Biz, emeğin hakkını gerçekten gözetiyor muyuz?

Yoksa adaleti sadece sözde mi savunuyoruz?

Çünkü mesele sadece çalışmak değil; çalışanın hakkını teslim edebilmektir.

Bu bilinçle; emeğiyle hayatı ayakta tutan, üreten, sabreden ve var eden tüm emekçileri saygıyla anıyor; adaletin, vicdanın ve hakkaniyetin hâkim olduğu bir dünya temenni ediyorum.

Yaşasın emek, yaşasın adalet, yaşasın onurlu bir gelecek.

Hayırlı Cumalar...

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.