Bir çağın sonundaki yorgun bir akşamdayız.
Ve biz, gün boyu karşılaştıklarımızı değil, karşılaştığımız hâlde göremediklerimizi düşünmeliyiz artık.
İyi geceler demek, sadece bir nezaket cümlesi olmamalı.
Bu gecede, insanlığın neyi kaybettiğini sorgulayan bir iç çekiş olmalı.
Çünkü biz, göz göze gelmeden yaşayan kalabalıklar haline geldik.
Tükettiğimiz şey sadece zaman değil, birbirimizin ruhu oldu.
Modern çağ, birey adı altında bizi kendi içimize hapsetti.
Ama biz biliyoruz: İnsan, sadece kendini değil, ötekini de taşıyabildiği kadar insandır.
Kendi acısından değil, başkasının acısından da utanç duyabildiği kadar insan kalır.
Toplum dediğimiz şey, sadece kurumlarla değil; görünmeyen vicdan bağlarıyla ayakta durur.
Ve biz, o bağları kaybettikçe değil, unuttukça çürüyoruz.
Bu gece…
Yalnızca başımızı yastığa değil; unuttuğumuz değerleri de koymalıyız yanımıza.
Sorgulamalıyız: Kaç kişiyi dinlemeden geçtik bugün?
Kaç yarayı anlamadan kapattık?
Kaç gözün çaresizliğine kör kaldık?
Çünkü gerçek uyku, vicdan sustuğunda başlar ama gerçek insanlık, vicdan uyanık kaldığında çoğalır.
İyi geceler bize…
Anlamayı unutanlara değil; Anlamaktan yılmayanlara…
Ve hâlâ biz diyebilen, yüreğiyle gören herkese…