SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

KILIFLARIN ARDINDAKİ HAKİKAT: MEDENİYET MASKESİYLE YÜRÜYEN ZULÜM

Yazının Giriş Tarihi: 16.05.2026 09:48
Yazının Güncellenme Tarihi: 16.05.2026 09:54

Tarih, galiplerin değil, vicdan sahiplerinin kalemiyle yazıldığında, karşımıza kanla çizilmiş bir harita çıkar: Batı medeniyeti. Yüzyıllar boyunca kendini medeniyetin öncüsü, insan haklarının savunucusu ve demokrasinin taşıyıcısı olarak lanse eden Batı, gerçekte sömürünün, işgalin ve kültürel soykırımın mimarıdır.

Sömürgecilik çağında olduğu gibi bugün de aynı hedefler peşindedir, yalnızca yöntemler değişmiş; askeri işgallerin yerini ekonomik bağımlılıklar, kültürel yozlaşmalar ve medya manipülasyonları almıştır.

Batı’nın tarihsel sicili karanlıkla örülüdür: 16. yüzyıldan itibaren Afrika’da milyonlarca insan köleleştirilerek gemilere dolduruldu, Amerika kıtasının yerlileri medeniyet getirme adına katledildi.

Avustralya’da Aborjin çocukları ailelerinden koparıldı, zorla Hristiyanlaştırıldı. Hindistan’da, İngiliz Doğu Hindistan Şirketi eliyle halk açlığa ve köleliğe mahkûm edildi.

Cezayir’de, Fransız sömürgeciliği milyonları katletti; kadınlar topluca tecavüze uğradı, köyler haritadan silindi.

Kongo’da Belçika Kralı II. Léopold’un emriyle, milyonlarca Afrikalının eli kolu kesildi; kauçuk uğruna işkence norm haline getirildi.

İran üzerinden yürütülen oyunlar da bu büyük kuşatma siyasetinin bir başka yüzüdür.

Yıllardır mezhep eksenli gerilimler körüklenerek İslam coğrafyası parçalanmakta, İran üzerinden oluşturulan kriz hatlarıyla bölge halkları birbirine karşı konumlandırılmaktadır.

Bir yandan ambargolarla halklar ekonomik darboğaza sürüklenirken, diğer yandan kontrollü çatışmalar ve vekâlet savaşları üzerinden bütün bölge sürekli bir istikrarsızlık içinde tutulmaktadır. Böylece hem enerji hatları hem de bölgesel dengeler küresel güçlerin çıkarlarına göre şekillendirilmektedir.

20.yüzyılın ortasında, demokrasi ve özgürlük maskesi takılarak sürdürülen zulümler, bu sefer başka bir boyuta evrildi. Hiroşima ve Nagazaki’ye atılan atom bombaları, sivilleri hedef alarak milyonları yok etti.

Vietnam’da, Laos’ta ve Kamboçya’da kimyasal silahlar kullanıldı.

Irak’ta, sahte kitle imha silahları bahanesiyle işgal gerçekleştirildi; milyonlarca insan öldü, bir medeniyet yerle bir edildi.

Afganistan’da, El-Kaide bahanesiyle yirmi yıl süren bir işgal düzeni kuruldu, ardında kaos ve sefalet bırakıldı.

Ruanda’da ve Bosna’da katliamlar olurken, Batı yalnızca izledi; çünkü çıkarları yoktu.

Arakan’da yaşananlar, Batı’nın insan hakları duyarlılığının ne kadar seçici olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi.

Bugün ise Gazze’de, bütün dünyanın gözleri önünde bir halk sistematik biçimde yok ediliyor; kadınlar, çocuklar ve yaşlılar hedef alınıyor; hastaneler bombalanıyor, yardım konvoyları vuruluyor, dünya ise hâlâ itidal çağrısı yapmakla yetiniyor.

Bu vahşetler, her zaman aynı kelimelerle meşrulaştırıldı: Demokrasi, özgürlük, insan hakları, reform.

Oysa bu kavramlar, Batı'nın çıkarlarına hizmet etmediği sürece hiçbir anlam taşımaz.

Onların adalet anlayışı, sadece kendi vatandaşlarına; hak ve özgürlükleri, yalnızca kendi toplumlarına tanınmış ayrıcalıklardır.

Batı, bir yandan barış ve diyalog çağrısı yaparken, diğer yandan silah şirketlerini zenginleştiren savaşlara sponsor olmakta, darbelere destek vermekte, böl-yönet politikalarıyla halkları birbirine kırdırmaktadır. Bugün aynı ülke, bir yerde özgürlük savaşçısı ilan ettiği grubu, çıkarları değişince terörist olarak yaftalayabilmektedir.

İşte bu iki yüzlülük, insanlığı uçuruma sürüklemektedir.

Artık gözümüzü açmak, bu sahte kılıfların ardındaki gerçek yüzü görmek zorundayız.

.Zira zalimin dili incelikli, eli kirlidir. Ve biz, bu kirli düzene sessiz kaldıkça, suç ortağı olmaktan öteye geçemeyiz.

Bu noktada bize düşen, yalnızca acıyı görmek değil; ona karşı direnmenin ahlaki sorumluluğunu da üstlenmektir. Sessizlik, zalimin tarafını seçmektir. Benim sesim neye yarar? demek, insanlık borcunu reddetmektir.

Unutulmamalı ki, küçük bir çoban da Firavun’a karşı Musa olabilmiştir.

Her ses, bir kıvılcımdır.

Ve bugün her zamankinden daha fazla, birliğe, beraberliğe, bilinçli bir dayanışmaya ihtiyacımız var. Mezhebiyle, etnik kimliğiyle, siyasi görüşüyle ayrıştırılmış bir toplum, sadece düşmanın işini kolaylaştırır.

Farklılıklarımız zenginliğimizdir ama kalbimiz bir atmalı.

Çünkü artık mesele Gazze meselesi değil, insanlık meselesidir. Mesele, özgürlük değil, onur meselesidir. Ve bu onuru ancak birlikte savunabiliriz.

Zulüm payidar olamaz. Tarih, zalimleri değil, adalet için direnenleri yazar. Bugün susarsak, yarın konuşacak kimse kalmayacak.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.