Fakat belki de her sabah doğan yalnızca güneş değildir.
İnsan da her sabah, kendisine yeniden doğar.
Çünkü hayat, bize yalnızca yeni bir gün vermez; kendimizi yeniden kurabilmemiz için sessiz bir fırsat da sunar. Aynaya bakıp yüzümüzü değil, içimize bakıp kim olduğumuzu hatırlama fırsatı…
Gerçek gün doğumu gökyüzünde değil, insanın içinde başlar.
İnsan kendi karanlığını fark ettiği, eksiklerini kabullendiği ve buna rağmen iyiliğe doğru bir adım daha atabildiği zaman gerçekten aydınlanır.
Güzelliğin yalnızca görünenden ibaret olmadığını anlayabilmek de bir tür uyanıştır. Çünkü bazen güzel görünenin ardında büyük bir çirkinlik, bazen de ilk bakışta fark edilmeyen bir yüzün, tertemiz bir kalbi sakladığını öğreniriz.
Platon'un idealar dünyasıyla işaret ettiği gibi, görünüş değişkendir; asıl değer ise özde saklıdır.
Bir insanın yüzü değil, yüreği güzelleştirir onu.
Bir sözün uzunluğu değil, içindeki samimiyet kıymetlidir.
Bazen tek bir vicdanlı davranış, binlerce parlak cümleden daha fazla şey anlatır.
İnsan dediğimiz varlık da zaten bu çelişkilerin arasında yürür.
Nietzsche'nin o meşhur benzetmesindeki gibi, insan bir geçiştir; aşağıyla yukarı, karanlıkla aydınlık, zaafla erdem arasında gerilmiş ince bir ip üzerinde yürür.
Kimi zaman düşeriz.
Kimi zaman kendimizi kaybederiz.
Kimi zaman hayatın ağırlığı altında nefes almakta zorlanırız.
Ama belki de insan olmanın asıl anlamı, hiç düşmemek değil; düştüğü yerden yeniden kalkabilmektir.
Schopenhauer'in iradesiyle hayatın ağırlığını, Sartre'ın özgürlüğüyle seçimlerimizin sorumluluğunu, Camus'nün bilinciyle hayatın bütün çelişkilerine rağmen yaşamaya devam etmenin cesaretini hatırlayalım.
Fakat bugün bütün bunlardan önce bir şeyi hatırlayalım:
İnsan, kendisine verilen hayatın yalnızca seyircisi değildir.
Her sabah bir seçim yapar.
Kırmak ya da onarmak…
Uzaklaşmak ya da anlamaya çalışmak…
Kibirlenmek ya da mütevazı kalmak…
Sevmekten korkmak ya da yeniden sevmek…
Ve belki de insanın gerçek özgürlüğü, sahip olduklarını çoğaltmasında değil; gerektiğinde vazgeçebilecek kadar kendisine hâkim olabilmesindedir.
Bu yüzden bugün güne yalnızca “günaydın” diyerek başlamayalım.
Kendimize de günaydın diyelim.
İçimizde uzun zamandır susturduğumuz iyiliğe…
Unuttuğumuz merhamete…
Ertelenmiş sevgilere…
Ve hâlâ yeniden başlayabileceğimize inanan o küçük, fakat dirençli umuda…
Çünkü gerçek sabah, güneşin doğduğu an değildir.
Gerçek sabah, insanın kendi karanlığını fark edip ışığa doğru yürümeye karar verdiği andır.
Bugün yeniden düşünelim.
Yeniden sevelim.
Yeniden iyiliği seçelim.
Ve hayatın bütün karmaşasına rağmen, içimizdeki insanı kaybetmemeye çalışalım.
Çünkü hayat, yalnızca yaşayanlar için değil; fark edenler, hissedenler, sevenler ve başkalarının hayatına biraz olsun güzellik katabilenler için anlamlıdır.
Yeni gününüz; zihninize berraklık, yüreğinize huzur, sözlerinize zarafet, adımlarınıza iyilik getirsin.
Güneş yalnızca gökyüzünüzü değil, iç dünyanızı da aydınlatsın.
Derin sevgi, içten saygı ve sarsılmaz minnettarlığımla…